More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  KALP SEVMEKTEN YORULMAZPhotosProfileFriendsBlog Tools Explore the Spaces community

Blog

July 17

moraliniz mi bozuk.......................

Moralin mi bozuk..?

Hz. Adem (a.s) gibi 200 sene tevbe mi ettin..?

Moralin mi bozuk..?

Hz. Ibrahim (a.s) gibi atese mi atildin..?

Moralin mi bozuk..?

Hz. Zekeriyya (a.s) gibi testereyle mi kesildin..?

Moralin mi bozuk..?

Hz. yusuf (a.s) gibi kuyuya mi atildin..?

Moralin mi bozuk..?

Hz.MUHAMMED(s.a.v) gibi taifte taslandin mi..?

Moralin mi bozuk..?

Hz.MUHAMMED (s.a.v) gibi uhudda disin mi kirildi..?

Moralin mi bozuk..?

Hz. Hamza (a.s) gibi burnun kulagin mi kesildi..?

Moralin mi bozuk..?

Ne düsünüyorsunuz , dünyalik isleri mi..?

Silkelenelim, kendimize gelelim.....?

ÜZÜLECEKSEN, NAMAZINI KAZAYA BIRAKTIĞIN İÇİN, TEHECCÜDE KALKAMADIĞIN İÇİN, BİRİNİN KALBİNİ KIRDIĞIN, PAZARTESİ PERŞEMBE ORUCUNU TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL

ÜZÜLECEKSEN BUGÜN ALLAH İÇİN BİR ŞEY YAPAMADIĞIN İÇİN, ALLAH VE RESULÜ (SAV)'NÜ MEMNUN EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

FİLİSTİN'DE, ÇEÇENİSTAN, BOSNA HERSEK'TE, IRAK'TA VE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA ZULÜM GÖREN, İŞKENCE EDİLEN, ÖLDÜRÜLEN DİN KARDEŞLERİN İÇİN ÜZÜL

ÜZÜLÜRSEN, BİR FAKİRE YARDIM EDEMEDİĞİN İÇİN, YETİMİN ELİNDEN TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL

ÜZÜLÜRSEN, AFRİKA'DA VE DİĞER ÜLKELERDE BİR LOKMA EKMEK BULAMAYAN, HASTALIKLARLA MÜCADELE EDEN İNSANLAR İÇİN ÜZÜL

June 24

La- Tahzen / Üzülme

La- Tahzen / Üzülme

Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.

La- Tahzen / Üzülme

- Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol.

La- Tahzen / Üzülme

- İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır. Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!..

La- Tahzen / Üzülme

- Arapların bir sözü vardır; Gerilen ip kopar yani sıkıntılar, üzüntüler üst üste geldikçe ferahlama, rahatlama kapı da demektir. Allah Teala buyuruyor ki Kim ki Allahtan gerçek manada ittika ederse Allah da ona bir çıkış, kurtuluş yolu lütfeder ve ona hiç beklemediği, hesap etmediği yerlerden rızık ihsan eder.
-
Ahiret inancı, insanlığa huzurlu bir dünya hayatını sağlama yolunda büyük bir güç kazandıran muhteşem bir inanç sistemidir. Bu dünyada malı gasp edilen, zulme uğrayan vs bir şekilde haksızlığa maruz kalan kimse ahirette adaletin yerine geleceği inancıyla kalbi bir sükunete kavuşur.

Ünlü bir Alman filozofun şöyle söylediği rivayet edilir. Dünyadaki hayat oyununun bir ikinci perdesi olduğu muhakkak. Çünkü bu ilk sahnede zalim ve mazlumu görüyor insafı göremiyoruz. Galib ve mağlubu görüyor adaleti göremiyoruz. O halde tüm bu adaletsizliği ortadan kaldıracak bir ikinci hayat mutlaka vardır.

Kıyamet ve ahiretin varlığını zımni itiraf niteliğindeki Alman filozofun bu ifadeleri aklın yolunun bir olduğunu gösteriyor aslında...

Bu dünyada zahiren adaletsizlikmiş gibi görünen haller, zenginlik/fakirlik, hastalık/sağlık, güçlülük/zayıflık gibi ölçülerin birer imtihan vesilesi olduğunu unutmayıp ona göre adımlarını atanlar kazançlı çıkacak olanlardır sakın unutma. Dolayısıyla içinde bulunduğun ortamdan dolayı üzülmeyi bir kenara bırak da imtihanı kazanmaya bak.

İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allaha göre kolaydır. (Teğabun, 64/7, Nahl, 16/30-40).

***

İçebileceğin Suyun, Bir Parça Ekmeğin Varsa Üzülme !

İçebileceğin temiz suyun, seni doyurabilecek kadar bir aşın, üstünü örtecek bir elbisen varsa üzülme! Uzunca bir müddet ıssız bir adada mahzur kalan bir denizciye yaşamış olduğu bu tecrübeden çıkardığı en önemli dersin ne olduğunu sormuşlar. O da şunları söylemiş;

İçebilecek temiz bir su, yetecek kadar aş olduğu sürece asla şikayetçi olunulmayacağını öğrendim.

***

Öfkeyi Terk Et ve Affedici Ol

İstatistiklere göre Çinlilerde strese bağlı kalp rahatsızları oranı oldukça düşükmüş. Bunun en önemli nedenleri arasında Çinlilerin sakin yapılı olmaları gösterilmiştir. Dolayısıyla sende mutlu ve huzurlu bir hayat için olaylara sükunetle yaklaş, her türlü kaygıyı, öfkeyi, şiddeti bir kenara bırakıp affedici ol. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'deki mümin tasvirinde olduğu gibi;

"Onlar ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler.


Not: Bu yazı büyük oranda Dr. Aid Kareni'nin La-Tahzen isimli Arapça eserinden derlenmiştir

A.Yasin DEMİRCİ
June 19

HAŞA....ALLAHSIZ MÜSLÜMANLIK...................

ALLAHSIZ MÜSLÜMANLIK
 

            Allah ile beraber yaşanmayan Müslümanlık Allahsız Müslümanlık kandırmacasıdır.  Allah ile iletişim kurdurmayan Allah için sevmeyi öğretmeyen bir Müslümanlık insanı geliştiremez insanı mutlu edemez.

            Müslümanlık bir külfetler paketi değil bir zevk olmalıdır. Müslümanlık aşk ile yaşanmalıdır. Müslüman dışarıdan bakanı imrendirmelidir. Kişi Müslüman’ım diyorsa kendisini tanıyanlar ona baktıkça bu ne güzel insan demelidir.

            Müslüman’ım diyen herkes Müslüman’dır. Fakat aşk ile olmayan bir Müslümanlık zordur, eziyettir, zevksizdir. Dışarıdan bakanı iter. Kimseyi özendirmez. Kimseye bu ne güzel insan dedirtmez. Aşk gelene kadar Müslüman; TAM Müslüman değildir HAM Müslüman’dır.

            Aşk gelince kişi Allah’ın sevdiği ve Allah’ı seven kişi olur. Allah’lı Müslümanlık budur.

            Allah’lı Müslüman iyiliklerini kendinden bilmez. İyilik yapmışsa unutur. Kötülük yapmışsa unutmaz. Müslümanlığı Allahtan kendisine gelmiş en büyük hediye kabul eder. Müslümanlığı seçmiş olmasını kendi marifeti saymaz.

            Allahsız Müslüman ise din adına yaptıklarıyla övünür. İyiliklerini kendi marifeti bilir. Kötülüklerini başkalarına mal eder. Kabahati zamana ve şartlara atar. Kusurlu Müslümanı da Müslüman olmayanı da hor görür.

            Allaha aşık olmak istersen aşk oklarının hedefe sıkıldığı yerlerde dolaş.

Allahın yeryüzüne ve göklere çizdiği şaheserlere gönlünü aç

            Günün doğuşuna bak     

            Günün batışına bak

            Bulutların yürüyüşünü seyret              

            Çiçeklerin kokusuyla konuş

            Aşk okuyla vurulmak isteyen zırhını çıkarır. Bu zırh dünya sevgisidir.

            Dünyayı terk edeceğin bir şeyi seveceğin kadar sev…

EZAN ÇİÇEĞİ

İlginç özelliklere sahip otsu bir bitkidir.Lale iriliğindeki ipeksi sarı çiçekleri gün boyu kapalı durur. Güneş battığı anda aniden açılarak şaşırtıcı bir gösteri sunar. Ertesi gün öğlene doğru sönen çiçeklerin ömrü bir gündür. Ancak bol tomurcuk verdiği için problem olmaz. Baharda rozet biçimi etli ve tüylü yaprakların ortasından uzun bir sap çıkarır. Bu sapın üzerinde yaz boyu açacak olan tomurcukları taslak halinde bulunur. 1.5 metre uzayabilir.

Akşam ezanında açmaya başlar ezan bitene kadar çiçek açılmış olur...

Resimler bir akşam ezanı sürecince çekilmiş...










May 17

Söz, Aşkın Parça Buçuğu

Söz, Aşkın Parça Buçuğu



Sözsüz konuşabilmek güzel şey olsa gerektir. Susmak ve anlamak, susarak anlatmak güzel şey. Kelimeler elbette konuşabilmemiz için var. Ama sükûtun bir ihtişamı yok mu sizce de?

Hani iki talebesi bir Allah dostunu ziyarete giderler. Ahir ömründe bize bir sohbet, bir nasihat eder ümidiyle. Otururlar saatlerce, ne bir tek söz, ne bir sohbet. Canı sıkılır iki arkadaşın. Müsaade isteyip kalkarlar. Kapıya geldiklerinde aralarında konuşmaktadırlar, üstadımız niye sohbet etmedi, diyerek. Fısıldaşmaları duyan evin hanımı seslenir arkalarından;

-Yazık size, hiçbir şey duymadınız öyle mi? Oysa o neler anlattı size.

Susarak anlatmak zor şey galiba, susulanları anlatmak zor şey. Hazreti Mevlana talebelerine sohbet ederken, Allah'ı tanıyan susar, der. Talebelerden birisi o günden sonra hiç konuşmaz olur. Günlerce sükût edip oturur kendi halinde. Bu durumu fark eden Mevlana, niye sustuğunu sorar genç adama. Efendim siz demiştiniz ki, Allah'ı tanıyan susar, ben onun için. Güler Mevlana:

-Öyle değil, der, Allah'ı tanıyan Allah'tan gayrısına susar. Onun konuştuğu Allah olur artık, ondan konuşan Allah olur.

Bu meselenin özünü idrak etmek bize uzak belki. Ama daima susup, bakışlarıyla insanların halini bir güzel tanıyanlar anlayacaklar ne demek istediğimizi. Kitaplarda nice içinden çıkılmaz meseleler vardır ki, sözün anlayamayacağını fak edince bir mısra yazarlar: "Tatmayan bilmez." Tatmayan nasıl bilsin ki? Tadanlarda konuşmazlar nedense. "Âşık susarsa, arif konuşursa helak olur." Denmesi bundan olsa gerektir.

Vaktiyle gül kokulu meclislere aşina bir derviş, memleketinden uzaklara gitmek zorunda kalmış. Ruhu beden gurbetinde mahpus olan insan, bir de bedeni ile giderse siz düşünün halini! Ne halden anlayan bir dost, ne kapısını çalabileceği bir yaran, ne aynı dilden konuşabildiği bir yoldaş.

Böyle zamanlarda daha bir özlenir arkada bırakılanlar, daha bir iç yakar muhabbetin iştiyakı.

Derviş, bir gece vakti yalnızlığın ne menem bir şey olduğunu iliklerine kadar duyarak yürürken, yanından geçmekte olduğu evden gelen bir kokuyla sendelemiş. Bir muhabbet, bir neşe, bir tanıdık his. Eve doğru yürümüş. Bahçe kapısından içeri süzülünce kalbinin atışları hızlanmış, muhabbet kokusu bir başka yakmış içini, ayakları bedenini taşıyamaz olmuş, kapının önüne gelip oracıkta boynunu büküp beklemeye koyulmuş. Kapı aralandığında, karşısındaki hiç tanımadığı ama ezelden aşina olduğu kişiye sarılmamak için zor tutmuş kendini. Susmuş ve beklemeye koyulmuş. Tebessüm ederek içeri dönen ev sahibi, elinde ağzına kadar su dolu bir kâse ile geri gelmiş. Bu kez yüzünde bir hüzün, gözlerinde mahcubiyet, dudaklarında sükût.

Kapının önünde mahzun bekleyen derviş başını hafifçe kaldırıp kâseyi görünce, hemen yanı başındaki gülün bir kırmızı yaprağını koparıp, zarafetle bırakmış suyun üstüne. Ne su taşmış, ne de ağırlaşmış kâse gül yaprağıyla. Kâsenin oracığa bırakılmasıyla birbirlerine sarılmış iki ebed dostu.

Bu başka bir lisan galiba. Sadece ehlinin bildiği, ehil olmayanların ise sadece hakkında konuştukları bambaşka bir lisan. Tevekkeli dememiş "Bilen söylemez, söyleyen bilmez." Diyenler.

Susmak zor iş belli ki. Âlemlerin Efendisi "Susan kurtulur" buyurmuşlar. Haydi dilinizi susturmayı başardınız diyelim, ya kalbin susması. Bir de kalp var. Marifet onu susturmakta.

Peki o nasıl olacak? Kalbe sizin iradeniz dışında bir tek hissin bile gelmemesi.
"Tatmayan bilmez."

Vesselam.



*******




Satır Arası Hikayeler, Serdar TUNCER
May 16

Gelin hep beraber ağlayalım..Ağlayamıyorsak bile hiç olmazsa GÜLMEKTEN UTANALIM….

Gelin hep beraber ağlayalım..
Hakkını veremeden eda edilen namazlarımıza ağlayalım..
Hakkını veremeden eğilip kalkmalarımıza ve bunlara namaz deyişimize ağlayalım…

Aşıkla mâşuk misali ALLAH(c.c.) ile kulun buluşma noktası olan secdelerimizin ve seccadelerimizin hakkını veremeyişimize ağlayalım..
Günde en az beş defa sunulan af piyangosunu kaçırdığımıza ağlayalım..
Her bir namazda bütün günahlarımızdan arınma fırsatını kaçırdığımıza ağlayalım..
Uykunun kollarında gaflet içinde geçen zamanımıza ağlayalım..
Gaflet ile geçirilen ve boşa giden günlerimize ağlayalım..
Her gün onca hadise karşısında ürpermeyen kalplerimize ağlayalım..
Dünyaları yutsa da doymayan nefislerimize bende oluşumuza ağlayalım

Dua edin icabet edeyim diyen Rahman ve Rahim olan Rabbimize karşı dua etmeyişimize ağlayalım..
İsteyin vereyim diyen Rabbimize karşı sanki hakkında vaadinden dönmesi söz konusuymuş gibi, Ona güvensizliği işmam eder tarzda Ondan kamil iman, tam ihlas ve takva istemeyişimize ağlayalım..

Hiç ölmeyecekmiş gibi, toprak altına girmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım..
Kalbim temiz deyip her türlü fecaati işleyip kendimizi avutmamıza ağlayalım..

Evladımızın bizden, bizim de onlardan kaçacağımız günün gelip çattığı zaman keşkelerin hiçbir faydası olmayacağını bu dünyada anlamadan göçüp gideceğimize ağlayalım..
Her gün gözümüzün önüne serip sergilenen onca ibretlik hadiseler karşısında başımızı devekuşu gibi kuma sokup değişmeyen hakikat olan ölümü kendimizden uzak görüşümüze ağlayalım..
Ölenle ölünmez canım deyip üç gün sonra şen-şakrak şarkılar türküler söyleyip gafletle geçen ömrümüze ağlayalım..
Günahı günah bilmeden ve ona tevbe edemeden günahlarımızı yüklenip huzur-u İlahiye gitme tehlikesinden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım..
Dağlar cesametindeki günahlarımızı gördüğümüzde ben bu günahları ne zaman işledim Ya Rab diyeceğimiz o günden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım..
Kuran bize yeter deyip sünnete sırtımızı döndüğümüz güne ağlayalım..
Peygamberlerin bile Efendimiz ( sallALLAHu aleyhi vesellem )e ümmet olmayı isteyeceği o gün bu ümmet-i merhûmeden olamama tehlikesi karşısında halimize ağlayalım..
ALLAH(c.c.) dostlarını tenkit edip, Peygamber Efendimiz ( sallALLAHu aleyhi vesellem )i üzdüğümüz için ağlayalım..
Ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi bütün hayır ve hasenâtımızı bitiren hasedden ve gıybetten kurtulamayışımıza ağlayalım..
Azdıran zenginlik karşısında günümüzü gün edişimize ağlayalım..
Hayırlısı varken hakkımızda hayırsız olanı istemeye devam etme saygısızlığını gösterdiğimiz için ağlayalım..
Veren de alan da belli iken feryâd ü figân edişimize ağlayalım..
Gülün de dikenin de bağın da bahçevanın da sahibi belliyken onlara sahipmiş gibi davranma saygısızlığından dolayı ağlayalım..
Böylesine muhteşem bir saltanat sahibi karşında cüzî irademize bakıp da ulûhiyet işmam eden hallere girmek küstahlında bulunduğuz için ağlayalım..
Cüzî bir ibadetle ebedi cenneti vaad eden Sultanımıza karşı hak iddia etmek kabalığında bulunmamıza ağlayalım..
Yokluktan varlığı çıkaran ve sonra da ebedi bir hayat vaad eden ve onu verecek olan Rabbimize karşı günde birkaç saat ibadet ve hizmet etmekten kaçışımıza ağlayalım..
Altmış yıllık bir hayatta istikamet üzere yaşamaya mukabil 60 trilyon sene bile yanında bir hiç kalan ebedi bir hayatı vaad eden ALLAH(c.c.)ın sözüne itimat etmezmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım..
Bir ayağımız çukura girmişken bile mal mülk peşinde koşmaktan utanmayışımıza ağlayalım..
ALLAH(c.c.) için verin dendiğinde nefsimiz adına verdiğimiz için ağlayalım..
ALLAH(c.c.) var deyip ve fakat sanki yokmuş gibi yaşayışımıza ağlayalım..
Hiç akletmez misiniz, hiç düşünmez misiniz diye ferman eden Kurânın sesine ses vermeyişimize ağlayalım..
ALLAH(c.c.)ım vücudumu o kadar büyüt ki benden başkasına cehennemde yer kalmasın diyenlere mukabil cenneti kendimize cehennemi başkasına layık görüşümüze ve o mübareklere ettiğimiz vefasızlığa ağlayalım…
İyi günde unutup kötü günde hatırladığımız Rabbimize gösterdiğimiz vefasızlığımıza ağlayalım..
İyi-kötü, dinli-dinsiz, said-şaki, müslüman, putperest, hristiyan, mecusi, yahudi demeden, hiç ayırt etmeden her gün hepsine nimetlerini bol bol veren Rabbimize karşı kulluğun ifadesi olan namaz, zekât, oruç, sadaka verme, ALLAH(c.c.)ı zikretme, emr-i bi-l maruf gibi ibadetlerde gönülsüz davranışımıza ağlayalım..
Üç kuruş sadaka ile cenneti satın almış gibi bir havaya girişimize ağlayalım..
Şeytanın bizi ALLAH(c.c.), Rahimdir affeder diye diye kandırıp kulluk vazifelerimizi ihmal ettirme tuzağına düşürmesine ağlayalım..
Gelin hep beraber günahlarımıza ağlayalım..
Ağlayalım ağlanacak halimize güldüğümüze..
Kuruyan göz pınarlarımıza, yaşarmayan gözümüze ağlayalım..
Ve ağlayalım ağlayamadığımız için acınacak halimize..
Gelin hep beraber ağlayalım..
Ağlayamıyorsak bile hiç olmazsa GÜLMEKTEN UTANALIM….

Sizce de ilginç, değil mi?

İlginç,insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamanı çok bulur ama
bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir...

İlginç, insan eğerki 10 Euro sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur ama 10 Euro ile mağazadan birşey almaya gitse alacak birşey bulamaz...

İlginç, bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna gider ama
Cuma namazında hutbenin birkaç dk uzaması hiç de hoşuna gitmez...

İlginç,insan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve kabullenir ama
kesin doğru olduğunu bildiği birşeyi inat ederek hemen kabullenmez...

İlginç,insan modayı her an takip eder ama
Peygamberimiz (s.a.v) sünnetini moda gibi bilmez veya bilsede ygulamaz...

İlginç,insan camide bir saat ibadet ederek vakit geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez ama
televizyona bakarken zaman onun için çabucak geçer...

İlginç,insan namaz kılarken,ibadet esnasında dünyevi konuları düşünmeyi sever ama normalde İslamiyet'i düşünmekten kaçınır...

İlginç,insana bir sureyi veya surenin anlamını okumak zor gelir
ama bir romanı okumak onun için kolaydır...

İlginç, insan konserde ilk sıralarda olmak için çaba sarfeder ama
camide ilk sıralarda olmak için çaba sarfetmez. Aksine namazın sonunda hemen çıkıp gideyimdiye son sıralarda olmak ister...

İlginç, bir ayet yada hadis ezberlemek insanın zoruna gider ama
müzik listesi top 10'da olan şarkıların hepsini ezbere bilir...

İlginç,insan ajandasında bir İslami toplantı için zaman bulamaz
ama dünyalık işler için çok zaman bulur.

İlginç,insan İslami konuları dinlemeyi ve anlatmayı zor bulur
ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever...

İlginç, insan CENNET'e gitmeyi ister ama hiçbirşey
yapmadan...

Sizce de ilginç, değil mi?

May 14

HZ. FATIMA (R. A) NIN MEHRİ

HZ. FATIMA(R. ANHA)NIN MEHRİ
 
 
HZ. FATIMA(R. ANHA)NIN MEHRİ
Resulullah Efendimiz (s.a.v.), kızı Hz. Fatıma 8r.anha)'yı Hz. Ali (k.v.) ile evlendirmeyi murad edince, buyurdu ki:

"Ya Fatıma, mehir olarak 400 dirheme razı olurmusun?" Hz. Fatıma:

"Razı olmam" dedi.Bunun üzerine Cebrail (a.s.) gelip.

"Ey Allah2ın Resulü! Allahü Teala Fatıma'ya Cenneti ve içindekileri mehir olarak verdi."Bu müjde Hz. Fatıma'ya ulaştırılınca, yine:

"Razı olmam" cevabını verdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

"Ey kızım , neye razı olursun?" buyurdular.Hz. Fatıma;

"Senin razı olduğun şeye...Ümmetine şefaat etme nimetine" cevabını verdi.

Bunun üzerine Cebrail (a.s.) elinde yazılı bir kağıt olduğu halde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in huzuruna tekrar geldi ve;

"Ya Fatıma! Babanın ümmeti sana mehir kılındı" müjdesini verdi.

Hz. Fatıma (r. anha) kağıdı eline aldı ve;

"Ya Rab! Kıyamet günü olduğunda bu kağıdı elime alarak, işte benim mehrim diyeceğim" buyurarak Allah'a şükretti.

Hz. Fatıma (r.anha) vefat ettiğinde, kabrine bu kağıtla beraber defnolundu.
 
April 18

Fatihayı Anlayıp Yaşamak

Fatihayı Anlayıp Yaşamak

DR. HALUK NURBAKİ


Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, onlar ki Felâha erenlerdir” Bakara Sûresi
Âyet 5 :

“Siz Fâtiha’yı anlamak, onu yaşamak mı istiyorsunuz?… O halde işte imanın sırrını açıklıyorum…
Kur’an’ın Fâtiha ile karşılıklı olan ilk sahifesi bu âyetlerle tamamlanmaktadır. Böylece: Fâtiha’nın hikmet dolu şifre sırrına, bir anlamda imanın tanımıyla eşlik etmektedir. Âdeta Cenab-ı Hakk, Fâtiha’nın muhteşem sırrını açıkladıktan sonra….
“Siz Fâtiha’yı anlamak, onu yaşamak mı istiyorsunuz? O halde işte imanın sırrını açıklıyorum. ÎMAN EDİN, HİDAYET BULUN, FELÂHA KAVUŞUN” buyurmaktadır.
O halde Sûre-i Bakara’nın ilk beş âyeti bizi FÂTİHA SIRRINA ULAŞTIRAN, îmanı anlatan hikmetler demetidir.
“Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, felâha erenlerdir” Şimdi âyetin hikmetini Fâtiha kpenceresinden seyredelim:
Biz Fâtiha’da hangi niyaza sığınıyorduk?
“Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden istiane dileriz. Bizi sırât-ı müstakime hidayet eyle…”
Bu beşinci âyet nasıl tamamlanıyor?
“Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, felâha erenlerdir.”
Şu halde bu beş âyet, niyaz ettiğimiz sırât-ı müstakîme geçiş formülünü vermektedir.
Âyette çok önemli iki nokta, bizzat âyetin yapısal inceliğidir:
a) Hidayet, Allah’ın Rabb sıfatının tecellisidir.
b) Hidayet, felâhın (mutlak huzur ve mutluluğun) tek anahtarıdır.
HİDAYET: (güzel ve doğruya erişmek) Allah’ın Hadî sıfatının tecellisidir.
Hidayet için Allah kuldan bir niyet, bir adım istemektedir. Nitekim ikinci âyette hidayet için ittika şartı istenmektedir. Hidayette RABB sıfatının birinci hikmeti budur. İnsanın hidayeti talep etmesi şarttır. Bu talep ise Allah’a karşı kulluk sorumluluğunu idrak haysiyetidir. Hidayette “RAB” sıfatının tecelli hikmetinin ikinci sırrı ise; HİDAYETİN BİR EĞİTİM, YETİŞME olayı olduğudur. Yani hidayet bir anda kazanılmak yerine kat kat, mertebe mertebe kavuşulan bir nîmettir; BİR NÎMETLER DEMETİDİR.
RAB sıfatı ile lütfedilen hidayet, bizim gayret ve ihlâsımızla âhenkli bir hikmettir. İşte Allah bu sırrı anlatmak için: “Onlar Rablerinden hidayet bulanlardır” buyurmuştur. ÂYETİN GETİRDİĞİ BU İNCELİK; KADER HİKMETLERİNDEN CENNETE ULAŞMAYA KADAR PEKÇOK CİDDİ BAHSİN ANAHTARIDIR.
Bu edebî kalıp içinde Allah “HİDAYETİ BU RAB SIFATIMLA VERİRİM; İTTİKA’daki ihlâsınız, hidayetin sonsuz merhalelerinin de anahtarıdır.” mesajını veriyor. Allah’ın apaçık gösterdiği istikamet çok nettir:
Gaybe îman
Namaz
İnfâk
“Bu üç hikmete sarılın, ben sizi RAB sıfatımla sırât-ı müstakîm’e hidayet ederim” buyuruyor.
Sûre-i Bakara’nın bu ilk beş âyeti, İNSAN NEFSİNDEN GELEN HER TÜRLÜ UMURSAMAZLIK, KAYGISIZLIK, TEMBELLİK VE NEMELÂZIMCILIĞA PAYDOS diyor…
Eğer hidayet, ona bağlı olarak FELÂHI bulmak istiyorsan: Gaybe îman et, namaz kıl ve her imkanınla infâk et. YOKSA: “KALBİM TEMİZ, BEN GÜNAH İŞLEMİYORUM… İNFÂK NEYMİŞ?.. ” gibi hikayeler İNSANI DALÂLDE BIRAKAN NEFS OYALAMACILIĞINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.
NİÇİN NAMAZA DAVET EDİLİRKEN günde beş kez “Haydin felâha” diye çağrılıyoruz?…
Bildiğiniz gibi, insan 4 yanı olan bir varlıktır; NEFS, BEDEN, RUH, KALB (GÖNÜL) bu yanlarımızın tümü ile huzurlu olması, âhenkli çalışması mutlak mutluluğu temsil eder ki: BUNA FELÂH deriz.
Bu dört unsurumuz acaba normal şartlarda bunların ARIZASIZ, SIKINTISIZ, VE DE ARALARINDA ÂHENKLİ ÇALIŞMALARI, KESİN HUZURU BULMALARI NEYE, NELERE BAĞLIDIR…
BEDENİN âhengi için önemli şartların başında streslerden uzak kalma, iyi bir damar ve dolayısıyla kan dolaşımına olan ihtiyaç başta gelir. Eklemlerimizin sağlıklı olması ve de hem hormonal sistemin, hem de organlarımızın aşırılıktan uzak kalması gerekir (alkol, aşırı beslenme vs)
Şimdi gaybe îman, namaz ve ona bağlı abdesti düşünün… Bu formülden daha huzur verici, dolayısıyla bedene felâh verici bir formül var mıdır?.. Ve huzur ancak ilâhi hidayetin lütfû değil midir?…
RUHUN MUTLULUĞU ve ÂHENGİ İÇİN NE LAZIM?
RUH KENDİ YURDUNDAN KOPARILIP, BEDEN KAFESİNE HAPSOLUNMUŞ ÇİLELİ BİR GARİBE BENZER. Ona huzur dolayısıyla felâh ancak dördüncü âyette bildirilen yakîn olma sırrıyle verilebilir ki; bu, İTTİKADAN GELİŞEN HİDAYETLE MÜMKÜNDÜR…
NEFSİN, huzur ve mutluluğuna gelince: NEFS sonsuz şüpheler, doymaz ihtiraslar içinde kendi kendisini kahreden, perişan eden, bedeni de bu bâdireye sürükleyen bir zavallıdır. Onun da bir tek huzur ve mutluluk çaresi vardır: Gaybe îman, namaz ve infaktan kurulu hidayet reçetesi.
NEFS gaybe îman sırrı içinde şüphelerden kurtulurka, kendini put yapmanın, bundan doğan bunalımlarının tümünden ancak namaz sayesinde kurtulur. Bitmez ihtirasları ise ancak infâk kimyasında erir. Böylece çözümü en zor olan nefsin mutsuzlukları ancak ve ancak hidayet sırrı ile yok olur. BU YÜZDEN NAMAZA ÇAĞRILIRKEN AYNI ZAMANDA FELÂHA ÇAĞRILIRIZ.
KALBİN huzur ve felâhına gelince: KALP, güzellikleri sezmek, onları sevmek, onları yaşamak için yaratılmış bir uzvumuzdur. Onun için kalbin huzuru ancak güzelliği seyrederek ve sevgisini dile getirerek sağlanabilir. Kalp, namazla güzelilği seyreder ve infakla sevgisini dile getirebilir. Kalbin bu özelliği, hidayet ve felâha karşı doyulmaz bir yaradılıştadır. Felâhın ve hidayetin yakîn sırrı öyle hudutsuzlaşsın ki;kalb, felâha ersin. Bu ise aşkın, vuslat ve firkatın büyük hikayesini sergiler.
Birçok konulara yaklaşmak için, onun zıddını bilmek de bir metoddur. Felâhın tersi hüsrandır. Özellikle felâh yoksa mutlaka az çok hüsran vardır. Şimdi geçmişteki insanlara, yaşayan toplumlara bakınız. Hüsran manzarasından başka ne göreceksiniz? SÛREY-İ ASR’ın yorumunda geniş şekilde anlatıldığı gibi, tüm insanlar hüsrandadır. Oradan bu âyete bağlantı yaparsak:
İNANANLAR: Gaybe inananlar
SÂLİH AMEL SAHİPLERİ: Namaz kılan ve infâk edenler.
HAK ve SABIR TAVSİYE EDENLER: yani özellikle sözleriyle infâk edenler, hüsranda değillerdir; çünkü onlar felâh bulmuşlardır.
Felâhın bir khikmeti de insanlara tek istikamet göstererek ilâhi tercihi sergilemektedir.
Bu âyet bir anlamda : “EY İNSANOĞLU! YA 1-4′cü ÂYETLERE UYAR FELÂH BULURSUN, YA DA HÜSRANIN PENÇESİNDE PERİŞAN OLURSUN” EMRİDİR. Allah, dünya hayatında bile bir tek hilkat tercihi yapmış: Ya inan infâk et, namaz kıl; ya da hüsranda kalırsın, tercihini getirmiştir. Kalb (gönül) , nefs, ruh: anlattığım gibi zaten mutluluğu, ancak namaz, îman ve infâk üçlüsünde bulur. Bugünün birçok insanın bu kavramlardan (gönül, ruh, nefs) haberdar bile değildir. O zaman bedene bu âyetin ışığı altında bir kez daha göz atalım.
Bedenin mutluluk merkezi, 1970 li yıllarda hipotalamusta nörovejetatif bir çekirdek olarak tesbit edilmiştir. Bu merkez tüm duygusal etkileri sinesinde toplar ve tepkilerini hemen yanında bulunan bir çekirdeğe aktarır. Bu çekirdek ise tüm salgı bezlerinin kontrol merkezidir. Çünkü salgı bezlerinin orkestra şefi diye tanınan hipofiz bezi bu çekirdekten yönetilir. Nörövejetatif çekirdekle onun yanındaki bu hormon sistem çekirdeği ikiz kardeşler gibi birbirlerini etkilerler ve temel hayatî fonsiyonların tümüne ait kompüter sistemlere bu çekirdekler tarafından kontrol edilir. Bu çekirdeklerin çok basit ilgileri bile hayatımızı altüst eder:
KORKUNCA; işeme ihtiyacı, çarpıntı gelmesi, üzülme, iştah kesilmesi, hasta olmamız gibi. Bu etkiler her zaman bu örneklerdeki kadar basit değidir. Aksine tüm önemli hastalıkların temelinde bu iki çekirdeğin çalışmasındaki bozukluklar vardır. Bunlardan iki önemli örnek, insan sağlığının en mühim meselesidir.
a) KALP DAMARI TIKANIKLARI, yani infarktüs: Stress ve üzüntüler, hipotalamustadaki çekirdeği etkiler; bu çekirdek, hormonları kontrol eden çekirdeği olumsuz yönde etkiler. Bunun soncu olumsuz hormonal problemler çıkar ortaya ve de kalp damarları büzülür.
b) KANSER RİSKLERİ, Kanserde moral etkilerin en büyük risk olduğunu kabul etmeyen bilim adamı kalmamıştır. Olayın izahı şöyledir:
1- Hipotalamustaki bu çekirdeklerin olumsuz çalışması hipofize, oradan timüs salgı bezine yansır. Timüs, gereği gibi görev göremeyince; kansere karşı tek korunma savaşçılarımız olan lenfositler yeteneksiz kalır ve kanser hücresine yenilir. Çünkü lenfositler kanser hücresini yenme gücünü timüs salgı bezi içindeki eğitimle kazanır.
2- Bu merkeze bağlı ikinci bir kanser riski, yine bu merkezlerin ahenkli çalışmaması sonucu dokulardaki denge; bir anlamda biyolojik sağlık bozulur ve hücreler doku kontrolünden çıkar.
3- Aynı merkezlerin denge bozukluklarına bağlı bir kanser riski de, bu merkezlerdeki bozukluklardan başlayan hormonal kargaşanın lenf damarlarını daraltması olayıdır. Bunun sonucu dokularda yeterince lenfosit kontrolü olmaz ve de kansere karşı risk artar.
Hipotalamustaki bu merkezlerin sağlık ve dengeli çalışması, yalnız hastalık açısından deği; tüm yaşantı açısından çok önemlidir. Meselâ, normal olarak çok basit olan DOĞUM OLAYI, korku etkisiyle (behsettiğimiz çekirdeklerdeki olumsuzluk) altüst olur; hem annenin, hem bebeğin hayatını tehlikeye sokar. Kanda besinlerin gereği gibi yanması, sindirim sisteminde besinlerin sindirilmesi hipotalamus çekirdekleriyle kyakından ilgilidir. PEKİ BUNLARIN KONUMUZLA İLGİSİ NE?… çünkü çok iyi biliniyor ki; korku, güvensizlik, nefret, hırs khipotalamusu altüst eder. Yine biliyoruz ki; sevgi, güven duygusu hipotalamusda hayat verici rahatlama yaratır. Bu sonuç, insan biyolojisinin en net yasalarından biridir.
ALLAH insanı yaratmış, sonra onun hipotalamusuna BAKARA SÛRESİ’NİN 1-5′nci ÂYETLERİNİN SIRRINI YASA OLARAK PROGRAMLAMIŞTIR. BU HARİKALAR HAKİRASI TESBİT ASLINDA BİR KUR’AN MUCİZESİDİR…
Bedensel felâh ancak îman ve infak ile yürüyebilir. Çünkü, îman, korku ve güvensizliği yok eder ve de namazda tüm sistemlere bir mutluluk verir ki; hayatımız biyolojik bir beste gibi âhenkleşir.
Evet, her türlü mutluluk ve huzur (felâh) ancak ilâhi bir hidayettir. Allah’ın “RAB” esmasının sırrı içinde müttakîlere yansır.
Bu gerçeği tüm yanları ile öğrendik. Ancak, sûre îmanı böyle güzel ve derin tanımladıktan sonra konuyu kesmemiş; îmansızı da 6-7′nci âyetlerde tanımlamıştır. Size daha önce de hatırlattığım gibi, bir konuyu çok iyi kavramak için; mutlaka o konunun negatifini bilmek gerekir.
___________________________________________________
Bakara Sûresi Yorumu Kitabından alınmıştır. Damla Yayınları

April 07

BİR GÜN DÜNYAYA AİT BÜYÜK BİR DERDİN OLURSA,RABBİNE DÖNÜP BENİM BÜYÜK BİR DERDİM VAR DEME...DERDİNE DÖN VE EY DERT; BENİM BÜYÜK RABBİM VAR DE

Ey problem;  Benim büyük bir RABBİM var...



hangimiz bu durumlari yasamadiki? hangimiz eyvah ben nasil cikacam bu isin icinden demediki...

ve hangimiz cirpinislar icinden careler aramadiki...

dosta git arkadasa git sana yapacaklari tek bi yardim olacaktir teselli...

ve teselli oldugunu bildigin bisi sana ne kadar guven huzur verirki?

ama öyle bi dost varki O´NA gittikmi O bize teselli vermez...

aldinmi abdesti kildinmi namazi hele secdeye vardinmi offfffffffff nasil bi huzur RABBIM nasil bi guven nasil bi guzellik anlatilirmiki o anki duygular, kelimeler yetermiki?...

ve namaz bitti yakaris zamani ac elleri iste ne istiyeceksenn...

dusun RABBBIN huzurundasin,O´NUN huzurunda iste ne isteyecksen...

ALLAH (cc) kulum iste vereyim diyo istiyelim ne istiyeceksek...

bize teselli vermeyecek siradan arkadaslar gibi,istedigimizi vercek...

O´NUN varligi zaten caresizliklere care degilmi???

O´NUN varligi zaten huzur guven degilmi???

soruyorum size siradan bi dostun tesellisinimi istersiniz??

yoksa ALLAH (cc) dopdolu bi hayatmi???

hadi o zaman artik eyyyyyyyyyyyy problem benim buyuk RABBIM var deme zamani...


 

 

February 12

Bize Aşkı Öğret Allah'ım!!!







-

Biz aşkı unuttuk Allah'ım
Hatırlatasın diyedir bu yakarış

Önce İbrahim'e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin olmadığı yalın bir zaman
diliminde başladı hayata İbrahim. Tüm yakınları ve tüm gördükleri, görmediklerini inkâr eder
haldeydi. Ama sen bırakmadın onu. Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü. Vedûd bir ihsan
ile yıldızları astın İbrahim'in göğüne. Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir
avuç dua sürdün. O duaydı İbrahim'i yıldızlara mahfuz eyleyen. O yıldızlardı İbrahim'e güneşi
gösteren. Güneş ki İsmail'in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.

Ey İsmaili İbrahim;in aşkına kanıt eyleyen Rabbim. İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin
sularda yanıyoruz. Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum. Bize de ateşleri
güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim.
Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.

Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen Allah'ım!
Yusuf'u gölge kıl güneşimize. Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun.
Züleyha'nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver. Yalancı güneşlerin
yaldızlarıyla aydınlanırken çağ, bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel
rüyaları karanlığa en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum. Düştüğümüz bu kuyunun
sonu yok Rabbim. Bize Yusuf;un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.

Yakup eyle bize geceyi Rabbim. Sabrın ve inancın kesiştiği izdüşümde bize teslimiyetin
esrarını ver. Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et.
Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et Rabbim. Gizli bir aşk koy gönlümüzün
çerağına. Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum. Bize öyle bir Yakupluk verki; bir
Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.

Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır Rabbim.Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn'a. Tüm
harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik. Ve tüm süruriyetimizle ''ah minel aşk''
dedik. Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.

Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver. Kınayanların karşısında Musa'nın
âsâsı eyle kalbimizi. Tüm görkemli ihtişamların ve tüm işkencelerin arasında hepsine karşı
koyabilecek bir inanç ver. Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme Rabbim. Meryem'e nasip
ettiğin suskunluk ile beze sesimizin ehrâmını.

Ve Muhammed. Aşkı var eylediğin güzellik aynası. Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan
nur halelerinin adı. Muhammed.

Bize O'nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et Allah'ım. O ki aşksızlıktan taş
kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti. Bilal'in göğsündeki kayadan dökülen
gözyaşlarına şahidiz Yarabbi. Taif'li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne
şahidiz Yarabbi. Şahidiz aşka ve aşkın imanına.

Bize Peygamber'in ayak izlerinden derlenen gül kokularını nasip et. O;nun muhlis yüzündeki
esrarı çiz gözlerimize. Biz aşkı unuttuk Allah'ım. Bize sevmeyi öğret. Tüm kainatı temizleyen
bir rahmet yağmuru gibi. Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi.
Bize aşkı öğret Allah'ım.

February 11

KALBİN AYARI KAÇARSA

 

 

 

 

Kalbin ayarı kaçarsa... Kalbin ayarı kaçarsa namaz insanı terk eder!

Önce azaltır ziyaretlerini…

Ekstraları keser; günde yalnızca beş kez uğrar.

Sonra dörde indiriverir.

Sabahın o sağaltan bereket ikliminden mahrum kalırsınız.

İkindiler meşgaleye takılır, öğleyi de sürükler peşinden.

Akşam nazlı bir gelinin duvağının ardındaki tebessüm gibidir.

Kıymetini bilmez, zaman denen ırmağın akışına karşı müteyakkız olmazsanız,
Sonunda o da göstermez olur yüzünü.

Yatsıyı yitirmek geceyi direksiz bırakmaktır.

Sabahı savsaklamanın gündüzü savunmasız bırakması gibidir bu.

Evrenin her an başınıza yıkılabileceğini duyumsarsınız alıp verdiğiniz her nefeste. "Oruçsuz neş'esiz" kalıverirsiniz sonra ortalıkta…

Bindiğiniz dalları kesmekten beter, beslendiğiniz kökleri kurutursunuz.

Namaz terk ederse sizi, sonunda oruç da bırakır.

Önce bir iki delik, sonra kalbura döner kalbiniz...

Namaz – oruç ikilisinin gurbetindeyseniz, reklam vermeye cömert elleriniz, zekat vermeye cimrileşir.
Oysa zekat verebilmek dünyanın en büyük bahtiyarlıklarındandır.
Bunu hak etmiyorsanız, mahrum bırakılırsınız.

Verebiliyorsanız, hala sevinecek, hala avunacak bir şeyiniz kalmış demektir.

Her an, önceki mevzileri kazanma gücüne kavuşabilir;

Her an oruçla ve namazla ödüllendirilebilirsiniz.

Önce zekat vermenin heyecanı terk eder kişiyi.
Heyecanını yitirdiğiniz şeyi hepten yitik sayabilirsiniz.

"İmanın halaveti" yitince geriye kuru şekiller kalır.

Ruhu çoktan uçup gitmiş bir namazın,

içi çoktan boşaltılmış bir orucun,

esprisi kaybolmuş zekatın,

anlamı kaymış haccın, cihadın ve kurbanın faydası mı, zararı mı çok kestirmek güçtür.

Yitiğinin bilincinde olursa insan, onu yeniden arayıp bulmak, yeniden kazanmak için
harekete geçebilir.

Ya sahtesiyle değiştirilmiş kopya bir namaza, oruca, zekata, cihada tutunmuşsa bir ömür!

Vah o kişinin haline..!

November 20

ALLAH BENİ SEVİYOR MU DİYE MERAK EDENLERE.......

incitanemmhadisspb2
"Eğer Allah'ın sizi sevip sevmediğini düşünüyorsanız sizi ne ile meşgul ettiğine bakın"
 
Bu hadisin açıklaması şu şekilde; eğer günlük hayatta malayani yani boş işlerle meşgul değilseniz hayatınız O'nun istediği şekilde geçiriyorsanız bilinki Allah sizi seviyordur...
Allah sevdiği insanın aklından hiç çıkmaz. Eğer bir insan sürekli Allah'ı düşünüyorsa aklı sürekli Allah'la irtibat halinde ise bu insanın 'Acaba Allah beni seviyor mu?' diye sorması abes olur...
 
'Madem Allah beni seviyor o halde neden dualarımı kabul etmiyor?'
 
Soğuk algınılığı olan bir insan doktora gitse, doktor onu muayene etse ve hastaya
-Senin C vitamini almaya ihtiyacın var sana C vitamini yazıyorum. dese
Hastada;
-Yok doktor bey bana sen Avitamini yaz. dese doktorun cevabı;
-Senin A vitaminine değil C vitaminine ihtiyacın var, senin için yararlı olan bu.. olur...
 
Bu örnekteki gibi insan Allah'tan ısrarla bişeyler ister ama Allah kabul etmez bunun nedeni ya isteğimiz şey bizim için faydalı değildir çünkü biz geleceği göremeyiz ama Allah görür ve istediğimiz şeyin gelecekte bizim için hayırlı olmadığını bilir bu yüzden bizim için faydalı olan duanın kabul olmamasıdır.
Ya da
Allah duamızı kabul etmiştir ama biz yansımasını hemen göremeyiz doğru zamanın gelmesi gerekir.
misal olarak babanızın arabasına bindiniz babanız kontağı çalıştırdı ve siz babanıza
-Baba 5. vitese takarmısın? dediniz. Babanız da size;
-Tamam oğlum dediğini yapacağım ama 5. vitese geçmeden önce 2'ye 3'e 4'e geçmem lazım 5.vitese geçmemin daha zamanı var.. der...
 

Eğer bu durumların dışında da dualar kabul olmuyorsa kişi Allah'la arasındaki münasebete baksın eminim hatalarını anlayacaktır...
November 16

SADECE ALLLAHA(CC) AYIRACAK ZAMANINIZ VARSA OKUYUNI!!!!!!!!!!!!!!!!

 
 

ALLAH (CC)
Sadece Allah'a ayıracak zamanınız varsa okuyun. Şunu söyleyeyim, neredeyse bu maili silecektim
fakat sona geldikçe çok etkilendiğimi hissettim.
Bu maili aldığımda düşündüm ki....
Bunun için zamanım yok...
Hele de çalışırken.
Sonra böyle düşünmenin kesinlikle günümüzde birçok problemin kaynağı olduğunu fark ettim.
Siz okuyunca ne hissedeceksiniz?
Okuyun ve düşünün bakalım.

'Biz Allah'ı (cc) Cuma günleri mescide sığdırmaya çalışıyoruz.
Belki cuma gecesine, çok nadiren kalkılabilirse, yatağın sıcaklığından feragat edilebilirse de Sabah namazlarına....

Ama hastalıklarımız, zayıflıklarımızda, doğal afetlerde, kısaca zorda ve çaresiz kaldığımızda hemen etrafımızda olsun istiyoruz....
ve, hiç şüphesiz, en çok da ölümün hatırlandığı cenazelerde.

Maalesef, biz Allah'tan (cc) bunları beklerken, Allah (cc) için işte, oyunda, hayatımızın neredeyse tamamında yerimiz ve zamanımız yok...
Çünkü...
Diğer zamanlar işlerimizi kendimiz halledebiliriz düşüncesi hayatımıza girmiş.
Ya da açıkça söylersek o zamanlar Allah'a (cc) ihtiyacımız yok.
Allah'ın (cc) emir ve yasaklarına itaattir. Karşılıksız alabileceğimiz en iyi hediye namazımızdır,
Hem masrafsız ve ödüller de muhteşemdir.

Allah beni affetsin, ....
O'nun hayatımda ilk sırada olmaması gerektiğini kabul ettiğim yer ve zamanların varlığından dolayı.

Her zaman O'nun bizim için yaptıklarını daima hatırlayacak zamanlarımız olmalı.

Bu mesajı idrak ettiyseniz paylaşın!!

Evet, ALLAH'ı (cc) çok seviyorum.
O benim var olma ve kurtulma kaynağım.
Beni her gün ayakta tutuyor.
O'ndan başka sığınılacak kapı olmadığını bilmek..

Onsuz hiçbirşeyim….
Diyebiliyormusunuz?
Bunun için işte size çok basit bir test.
Eğer Allah' ı seviyorsanız ve O'nun sizin için gerçekleştirdiği muhteşem şeylerden utanmıyorsanız....

bunu arkadaşlarınıza iletin.
Bunun için zamanınız varmı?
Kolay zora karşı..
-Gerçekleri söylemek neden bu kadar zor.
Aynı zamanda yalanları söylemek de bu kadar kolay?

-Neden namazda uykuluyuz da bitince aniden uyanıveririz?

-Böyle mesajları paylaşmak varken silmek neden kolayımıza gelir?

Ne gariptir, ALLAH'a (cc) inandığını söyleyip de şeytanın peşinden gitmek .

Ne gariptir, fıkraları çılgınca paylaşırız, mesajlar
havalarda uçuşur da iş İslamiyetle ilgili bir mesajın iletilmesine geldiğinde iki defa düşünürüz.

Bu mesajı eğer birilerine gönderirseniz, adres listenizdeki herkese gönderebilecek misiniz? Yoksa ne tepki vereceğini bilmediğinizden ya da emin olmadığınızdan göndermeyecek misiniz?

Allah'ın bizim için ne düşündüğünden çok insanların bizim için ne düşündüğüne önem
vermemiz sizin adalet terazinizle ne kadar adil görünüyor?
Herşeyden önemlisi ne kadar daha yaşayacağınızı sanıyorsunuz,
Ne zaman telafi etmek için harekete geçeceksiniz?'



Orhan AKMAN

University of Selçuk,

Faculty of Veterinary Medicine,

Department of Reproduction & Artificial Insemination,

42075       Selcuklu / Konya

TURKEY

 
 
 
AlFlo2012006-09-17_122855_2006-09-06_131247_recep012533gt
November 14

İNSAN ARAPÇADA VAV HARFİ ŞEKLİNDE DOĞAR

İnsan vav şeklinde doğar,
bir ara doğrulunca kendini elif sanır

İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.

Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.

O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.

Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.

Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.

İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.

Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.

İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.

Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?

Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.

Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.

Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.

Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.

Manayı bilmeyenler vav diyemez vav derler..
Buna anlamca vaveyla denir.
Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.

Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır.
Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.

Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.
Ve ALLAH insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. ALLAH’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH şüphesiz güçlüdür, hakimdir.”

Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?

İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;

“Sabır ve namazla ALLAH’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve ALLAH’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir”

Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.

İşte o ayet: “Secde et, yaklaş!”

Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.

Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde…

alıntı...

ATAMIZIN DİN VE DİNSİZLİK HAKKINDA SON SÖZLERİ




<****** type="text/**********"><****** type="text/**********" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">

ATAMIZIN SON SÖZLERİ

"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini, en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyet'in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.
Bugün, Cumhuriyet'in 15. yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbî şükranlarımı beyan ve ifade ederken, büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dahilî ve haricî her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve âmade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. "

Mustafa Kemal ATATÜRK

<****** type="text/**********"><****** type="text/**********" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">

ATATÜRK
DİN VE DİNSİZLİK HAKKINDAKİ YORUMLARI


« ... Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman erkeğin ve Müslüman kadının beraber olarak bilim ve bilgi kazanmasıdır… »

31. 01. 1923, İzmir’de Halk ile Konuşma.



« … Bizim dinimiz en makul ve tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. »

31. 1. 1923 İzmir’de Halk ile Konuşama.




« … İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. Eksiksiz dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa, hakikate tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.… »

07. 02. 1923, Balıkesir’de Halka Konuşma.


« Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini korumalarını emrediyor. »

5. Şubat 1923 Akhisar’da Konuşma.


« Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, bunada öyle inanıyorum… »