MEHMET's profileKALP SEVMEKTEN YORULMAZPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
May 17 Söz, Aşkın Parça BuçuğuSöz, Aşkın Parça Buçuğu Sözsüz konuşabilmek güzel şey olsa gerektir. Susmak ve anlamak, susarak anlatmak güzel şey. Kelimeler elbette konuşabilmemiz için var. Ama sükûtun bir ihtişamı yok mu sizce de? Hani iki talebesi bir Allah dostunu ziyarete giderler. Ahir ömründe bize bir sohbet, bir nasihat eder ümidiyle. Otururlar saatlerce, ne bir tek söz, ne bir sohbet. Canı sıkılır iki arkadaşın. Müsaade isteyip kalkarlar. Kapıya geldiklerinde aralarında konuşmaktadırlar, üstadımız niye sohbet etmedi, diyerek. Fısıldaşmaları duyan evin hanımı seslenir arkalarından; -Yazık size, hiçbir şey duymadınız öyle mi? Oysa o neler anlattı size. Susarak anlatmak zor şey galiba, susulanları anlatmak zor şey. Hazreti Mevlana talebelerine sohbet ederken, Allah'ı tanıyan susar, der. Talebelerden birisi o günden sonra hiç konuşmaz olur. Günlerce sükût edip oturur kendi halinde. Bu durumu fark eden Mevlana, niye sustuğunu sorar genç adama. Efendim siz demiştiniz ki, Allah'ı tanıyan susar, ben onun için. Güler Mevlana: -Öyle değil, der, Allah'ı tanıyan Allah'tan gayrısına susar. Onun konuştuğu Allah olur artık, ondan konuşan Allah olur. Bu meselenin özünü idrak etmek bize uzak belki. Ama daima susup, bakışlarıyla insanların halini bir güzel tanıyanlar anlayacaklar ne demek istediğimizi. Kitaplarda nice içinden çıkılmaz meseleler vardır ki, sözün anlayamayacağını fak edince bir mısra yazarlar: "Tatmayan bilmez." Tatmayan nasıl bilsin ki? Tadanlarda konuşmazlar nedense. "Âşık susarsa, arif konuşursa helak olur." Denmesi bundan olsa gerektir. Vaktiyle gül kokulu meclislere aşina bir derviş, memleketinden uzaklara gitmek zorunda kalmış. Ruhu beden gurbetinde mahpus olan insan, bir de bedeni ile giderse siz düşünün halini! Ne halden anlayan bir dost, ne kapısını çalabileceği bir yaran, ne aynı dilden konuşabildiği bir yoldaş. Böyle zamanlarda daha bir özlenir arkada bırakılanlar, daha bir iç yakar muhabbetin iştiyakı. Derviş, bir gece vakti yalnızlığın ne menem bir şey olduğunu iliklerine kadar duyarak yürürken, yanından geçmekte olduğu evden gelen bir kokuyla sendelemiş. Bir muhabbet, bir neşe, bir tanıdık his. Eve doğru yürümüş. Bahçe kapısından içeri süzülünce kalbinin atışları hızlanmış, muhabbet kokusu bir başka yakmış içini, ayakları bedenini taşıyamaz olmuş, kapının önüne gelip oracıkta boynunu büküp beklemeye koyulmuş. Kapı aralandığında, karşısındaki hiç tanımadığı ama ezelden aşina olduğu kişiye sarılmamak için zor tutmuş kendini. Susmuş ve beklemeye koyulmuş. Tebessüm ederek içeri dönen ev sahibi, elinde ağzına kadar su dolu bir kâse ile geri gelmiş. Bu kez yüzünde bir hüzün, gözlerinde mahcubiyet, dudaklarında sükût. Kapının önünde mahzun bekleyen derviş başını hafifçe kaldırıp kâseyi görünce, hemen yanı başındaki gülün bir kırmızı yaprağını koparıp, zarafetle bırakmış suyun üstüne. Ne su taşmış, ne de ağırlaşmış kâse gül yaprağıyla. Kâsenin oracığa bırakılmasıyla birbirlerine sarılmış iki ebed dostu. Bu başka bir lisan galiba. Sadece ehlinin bildiği, ehil olmayanların ise sadece hakkında konuştukları bambaşka bir lisan. Tevekkeli dememiş "Bilen söylemez, söyleyen bilmez." Diyenler. Susmak zor iş belli ki. Âlemlerin Efendisi "Susan kurtulur" buyurmuşlar. Haydi dilinizi susturmayı başardınız diyelim, ya kalbin susması. Bir de kalp var. Marifet onu susturmakta. Peki o nasıl olacak? Kalbe sizin iradeniz dışında bir tek hissin bile gelmemesi. "Tatmayan bilmez." Vesselam. ******* Satır Arası Hikayeler, Serdar TUNCER May 16 Gelin hep beraber ağlayalım..Ağlayamıyorsak bile hiç olmazsa GÜLMEKTEN UTANALIM….Gelin hep beraber ağlayalım.. Aşıkla mâşuk misali ALLAH(c.c.) ile kulun buluşma noktası olan secdelerimizin ve seccadelerimizin hakkını veremeyişimize ağlayalım.. Dua edin icabet edeyim diyen Rahman ve Rahim olan Rabbimize karşı dua etmeyişimize ağlayalım.. Hiç ölmeyecekmiş gibi, toprak altına girmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım.. Evladımızın bizden, bizim de onlardan kaçacağımız günün gelip çattığı zaman keşkelerin hiçbir faydası olmayacağını bu dünyada anlamadan göçüp gideceğimize ağlayalım.. Sizce de ilginç, değil mi?İlginç,insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamanı çok bulur ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir... İlginç, insan eğerki 10 Euro sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur ama 10 Euro ile mağazadan birşey almaya gitse alacak birşey bulamaz... May 14 HZ. FATIMA (R. A) NIN MEHRİHZ. FATIMA(R. ANHA)NIN MEHRİ
HZ. FATIMA(R. ANHA)NIN MEHRİ
Resulullah Efendimiz (s.a.v.), kızı Hz. Fatıma 8r.anha)'yı Hz. Ali (k.v.) ile evlendirmeyi murad edince, buyurdu ki: "Ya Fatıma, mehir olarak 400 dirheme razı olurmusun?" Hz. Fatıma: "Razı olmam" dedi.Bunun üzerine Cebrail (a.s.) gelip. "Ey Allah2ın Resulü! Allahü Teala Fatıma'ya Cenneti ve içindekileri mehir olarak verdi."Bu müjde Hz. Fatıma'ya ulaştırılınca, yine: "Razı olmam" cevabını verdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Ey kızım , neye razı olursun?" buyurdular.Hz. Fatıma; "Senin razı olduğun şeye...Ümmetine şefaat etme nimetine" cevabını verdi. Bunun üzerine Cebrail (a.s.) elinde yazılı bir kağıt olduğu halde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in huzuruna tekrar geldi ve; "Ya Fatıma! Babanın ümmeti sana mehir kılındı" müjdesini verdi. Hz. Fatıma (r. anha) kağıdı eline aldı ve; "Ya Rab! Kıyamet günü olduğunda bu kağıdı elime alarak, işte benim mehrim diyeceğim" buyurarak Allah'a şükretti. Hz. Fatıma (r.anha) vefat ettiğinde, kabrine bu kağıtla beraber defnolundu. |
|
|