|
|
February 11 Bize Aşkı Öğret Allah'ım
Biz aşkı unuttuk Allah'ım
Önce İbrahim'e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin
olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim.
Tüm yakınları ve tüm gördükleri,
görmediklerini inkâr eder haldeydi.
Ama sen bırakmadın onu.
Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü.
Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim'in göğüne.
Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün.
O duaydı İbrahim'i yıldızlara mahfuz eyleyen.
O yıldızlardı İbrahim'e güneşi gösteren. Güneş ki İsmail'in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.
Ey İsmail'i İbrahim'in aşkına kanıt eyleyen Rabbim.
İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz.
Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum.
Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim.
Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.
Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen Allah'ım!
Yusuf'u gölge kıl güneşimize.
Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun.
Züleyha'nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver.
Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ,
bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel rüyaları karanlığa
en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum.
Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok Rabbim.
Bize Yusuf'un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.
Yakup eyle bize geceyi Rabbim.
Sabrın ve inancın kesiştiği izdüşümde bize teslimiyetin esrarını ver.
Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et.
Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et Rabbim.
Gizli bir aşk koy gönlümüzün çerağına.
Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum.
Bize öyle bir Yakupluk verki;
bir Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.
Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır Rabbim.
Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn'a.
Tüm harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik.
Ve tüm süruriyetimizle ah minel aşk dedik.
Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.
Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver.
Kınayanların karşısında Musa'nın âsâsı eyle kalbimizi.
Tüm görkemli ihtişamların ve
tüm işkencelerin arasında hepsine karşı koyabilecek bir inanç ver.
Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme Rabbim.
Meryem'e nasip ettiğin suskunluk ile beze sesimizin ehrâmını.
Ve Muhammed.
Aşkı var eylediğin güzellik aynası.
Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan nur halelerinin adı.
Muhammed.
Bize O'nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et Allah'ım.
O ki aşksızlıktan taş kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti.
Bilal'in göğsündeki kayadan dökülen gözyaşlarına şahidiz Yarabbi.
Taif'li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne şahidiz Yarabbi. Şahidiz aşka ve aşkın imanına.
Bize Peygamber'in ayak izlerinden derlenen gül kokularını nasip et.
O'nun muhlis yüzündeki esrarı çiz gözlerimize.
Biz aşkı unuttuk Allah'ım.
Bize sevmeyi öğret.
Tüm kainatı temizleyen bir rahmet yağmuru gibi.
Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi.
Bize aşkı öğret Allah'ım.
Dua edenin, 'Rabbim' demesi, Allah'in 'efendim' demesinin ta kendisidir...
Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tövbe kapısı açıkken ve elinizde bu imkan varken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Dua etmeye imkanınız varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz.” Abdulkadir-i Geylani (K.S)
KARDELEN
Alıntı
Bir gül ekin kalbinize....

|
|
          
Bir gül ekin,
Ama bu sefer kalbinize ekin bu gülü.
*Bir sevda tutun,*
Ama bu sefer kalbinizde tutun sevdanızı.
*Bir hayal kurun,*
*Mutluluk vadisinde, bahçesinde,
sevgi şehrinde,
insanlara huzur saçan, mutluluk yayan,insanların kalbinden hüznü alıp
yerine sevdayı, sevgiyi, aşkı,
ALLAH aşkını
yerleştiren bir yerin hayalini kurun.
*Bunlar hayal ama mutluluk uzakta değil ki
*Aşk, sevda uzakta değil ki
*Kapatın kalbinizi madde âlemine,
açın gönlünüzü mana alemine
çıkın seyahate *
*Ama bu seyahat madden uzak, bahçesinde,
sevda mahallesi, aşk sokağı*
*Namazgâh hanı, seccade döşeğinde gözyaşlarıyla ıslanan seccadenizin üstünde..*
*Ötelere adım atın, Çırpın kanatlarınızı, uçun göklere, varın semalara, tanışın peygamberlerle, uzanın göklere yaklaşın cennete,
girin Sidretül müntehaya,
hani me'va cennetinin yanında, için orada gözyaşlarıyla
doldurduğunuz mana sütünü,
işte bakın sevgiliniz tam karşınızda, sizlerin selamını bekliyor mukabele etmek için.
Şahitler de hazır sizlere tanıklık etmek için. *
*Daha ne beklersiniz işte geldiniz kab-ı kavseyne hadi,
şimdi işte alın seccadenizi,
açın kalbinizi, dökün gözyaşlarınızı, varın sevgilinizin yanına, sevgilinize yalvarın,
yakarın affınızı ve affımızı isteyin.
Sevgililer naziktirler bir şey istendiği zaman geri çevirmezler.
Hadi sunun dualarınızı,
göz pınarlarınızdan ayrılan mana sütünün,
mana alemindeki yükselişinizin yanında
*Daha ne beklersiniz işte sevgili bizleri bekliyor * * Evet, şimdi işte yalvarıyorum ve yalvaracağım *
*Ey benim sevgilim, Rabbim yalnız sana yalvarır ve
yalnız senden dilenirim *
*Şu mübarek günlerin ve sadece senin sevginden ötürü
sana mana kasesini gözyaşlarıyla doldurmaya çalışan âşıklarının
yüzüsuyu hürmetine bizlere
senin sevgini,senin aşkını tatmak
ve bu tatla son nefesimize kadar yaşamak ve Senin aşkınla Senin huzuruna varmak nasip eyle..
    
Ey Sevgili Gelir misin rüyama bir kez göreyim cemalini Engelliyor günahlarım gül yüzünü görmeyi Arzum ahirette cennete seninle girmeyi Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa (s.a.v)
|
|
Alıntı
HZ.HATİCE: Allah'ın Selam Gönderdiği Kadın ....
|
|
HZ.HATİCE: Allah'ın Selam Gönderdiği Kadın Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa. Talebeleri büyük bir dikkatle elini ve dudaklarını izliyorlar. Gördükleri: Dört uzun çizgi. Duydukları: " Biliyor musunuz nedir bunlar?" Çizgiler uçsuz bucaksız bir kara tahtaya dönüşen yeryüzünden gözlerine akıyor. Soru, ellerinden tutup böyle zamanlarda bir ağızdan söyledikleri o tanıdık cümleye götürüyor: " Allah ve Rasûlü'dür en iyi bilen!" Bu teslimiyet cümlesi, kendisinden sonra gelecek bütün cümleleri kucaklamaya hazır olduklarını gösteriyor. Kapılarını sonuna dek açıyorlar yeni bir hakikati karşılamak için. Hakikat bu kez Nebî'nin şu kelimeleriyle yansıyor kalp aynalarına: " Cennetlik kadınların en üstünleri Huveylid'in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fâtıma, Firavun'un zevcesi, Müzâhim'in kızı Asiye ve İmran'ın kızı Meryem'dir.- Allah hepsinden razı olsun."
Allah hepsinden razı. Öyle ki içlerinden birine selam gönderiyor meleğiyle. Cebrail (a,s), bu yüce selamı iletmekle kalmıyor, kendi selamını da yolluyor Hatice'ye. Kalbi duracakmış gibi oluyor Hatice'nin işte o an! Çünkü bu selamla birlikte bir müjde; "İçinde gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennet evi" var. Aslında onun dünyada da bir cennet evi olmuştu. Nasıl olmaz! Son Peygamber'in ilk eşiydi o, yirmi beş yıl, dile kolay! O evde paylaştı hayatı "Emîn" ile "Tâhire"- "Mustafa" ile "Kübrâ". O evde dünyaya geldi Kâsım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsûm, Tayyib, Tâhir ve Fâtıma... O evin damında beklendi dönecek kervan Şam'dan. O evden yüründü Hira'ya, o eve dönüldü Hira'dan. O evde titredi vahyin haşyetiyle Peygamber. " Bana neler oluyor Hatice?" dedi, "Endişe ediyorum kendimden!" O evde anlattı Muhammed (sav) Cebrâil (a,s)'in görünmesini. Nasıl üç defa sıktı bedenini, nasıl "Oku!" dedi: "İkra bismi Rabbikellezi Halak!" O evde örttü Hatice, Rasûlü kat kat, o evde serdi teselli sözlerini ruhuna: " Öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü Sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin!" Ve o evden çıktılar birlikte anlamak için olan biteni. Amcaoğlu'nun yanına vardılar Hatice'nin. Varaka b. Nevfel, o bilge yaşlı, İbranice okuyabilen İncil'i ve Tevrat'ı, Hira'da görünenin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söyledi. Sonra iç geçirdi "Keşke genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan sürerken yer alabilseydim yanında!" İşte o an, orada şehâdet getirdi ilk Müslüman. Dönüp eşinin nurlu yüzüne, " Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederim!" dedi Hatice.
Yeryüzünde sadece üç müslüman var: Son Peygamber, Hz. Hatice ve Hz. Ali. Ne muhteşem bir yalnızlık! Tavaf ediyorlar Kâbe'yi. Sonra yine o eve gidiyorlar devam etmek için kulluklarına. Bir ara vahiy kesiliyor. Dağlarda dolaşıyor Nebî. Kalbi daralıyor üzüntüden. Ara sıra görünüp, " Sen Allah'ın gerçek elçisisin!"diye teselli etmese Cebrâil, bir kuş gibi bırakacak kendini boşluğa. İşte o günlerde en büyük desteği nurlu eşi Hatice annemiz veriyor yine. Zorlukların aşılacağını, darlıkların genişleyeceğini, her şeyin Allah'ın elinde olduğunu söyleyerek merhem sürüyor kalbine. Bir kadının zor günlerde eşinin yanında nasıl durması gerektiğini gelecek zamanların hafızasına kazıyor. Yeryüzünün ilk müslüman evinde malıyla, nefesiyle, canıyla koruyor Muhammed (sav)'i. O (sav)'nun güzel ahlâkını görüp, nasıl aşkla sevdiyse O'nu, nasıl davet ettiyse eşi olmaya, bu güçlü, soylu ve güzel kadın öyle titriyor üzerine aşkla. Nasıl da yorumlamıştı yaşlı bilge, henüz evlenmeden gördüğü rüyayı. Hani güneş Mekke üzerinde dönüp durmuştu da sonunda yavaş yavaş inip girmişti Hatice'nin evine. "Şöhreti cihanı kaplayacak büyük birisiyle evleneceksin!"demişti Varaka. Mekkeli müşriklerin üç yıl süren kuşatmasında, o hep müslümanlarla beraber, o hep güneşinin yanında. Ta ki vakit gelip çizene kadar sınırı ecel.
Hicretten üç yıl önce, üç gün arayla toprağa verdi Son Peygamber siperlerini. İlki amcası Ebû Talib, ikincisi sevgili eşiydi. Gri bir örtünün iki ucundan tutup Mekke'nin üzerine serdi bu iki yolcu. " Hüzün Yılı" konuldu bu gri zamanın adı. Yirmi beş yıl, yani yaşarken Hatice Annemiz, başka bir kadınla evlenmemişti Peygamber. Vefat ettikten sonra da asla unutmadı. Ah Aişe Annemiz kendi ifadesiyle bir ölüyü kıskanmıştı! Bir gün Hz. Hatice'nin kızkardeşi Hâle ziyarete gelmişti de Rasûlün evini, sesi Hz. Hatice'nin sesine benzeten Nebî heyecanlanıp ayağa kalkmış, "Sesin ne kadar benziyor ona!"derken yaşlı kadına, gözleri parlamıştı. Ah Aişe Annemiz! "Allah sana ondan hayırlısını verdi!" demekten alıkoyamamıştı kendini. Sevgili Efendimizin gözleri buğulanmış, validemize şefkatle bakarak şu sözleri mırıldanmıştı: " Ey Aişe! Herkes beni inkâr ettiğinde bana inandı Hatice! Çevremdekiler "Yalan söylüyorsun!" dediklerinde "Doğru söylüyorsun! Asla çekinme!" dedi. İnsanlar köşe bucak saklarken maddi varlıklarını, o servetini önüme döktü, "Emrindedir! İstediğin kadar harcayabilirsin"diyerek. Dünyada bir başıma kaldığım günlerde, "Hepsi geçici bunların, üzülme, zamanla zorlukların yerini kolaylıklar alacak"dedi. Ben Haticeyi güzelliğinden dolayı değil, bunun için unutmuyorum!"
Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa Son Peygamber. Dikkatle baksalar toprağa Hz. Hatice'yi temsil eden çizginin biraz daha uzun olduğunu görecekler.
A.Ali Ural
Kadın, ya malı için veya güzelliği için, yahut dini için alınır.
Siz dini olanı alınız! Malı için alan, malına kavuşamaz.
Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır."
(HADİS-İ ŞERİF)


http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/ |
|
|
|
AHDE VEFA
|
AHDE VEFA
Hz. Ömer (R.A.)
arkadaşlarıyla sohbet ederken,
huzura üç genç girerler. Derler ki :
_Ey halife,
bu aramızdaki arkadaş bizim
babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa
lütfen yerine getirin.
Bu söz üzerine Hz. Ömer (R.A.)
suçlanan gence dönerek:
_ Söyledikleri doğru mu diye sorar.
Suçlanan genç der ki :
_Evet doğru.
Hz Ömer (R.A.) anlat bakalım,
nasıl oldu ? Diye sorar.
Genç anlatmaya başlar:
_Ben bulunduğum kasabada
hali vakti yerinde olan bir insanım.
Ailemle beraber gezmeye çıktık,
Kader bizi
arkadaşların bulunduğu yere getirdi.
Affedersiniz
hayvanlarımın arasında
bir güzel atım var ki
bir gören bir defa daha bakıyor.
Hayvana ne yaptıysam
bu arkadaşların bahçesinden
meyve koparmasına engel olamadım.
Arkadaşların babası
içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı,
atım oracıkta öldü.
Nefsime bu durum ağır geldi.
Ben de bir taş attım, babası öldü.
Kaçmak istedim fakat
arkadaşlar beni yakaladı,
durum bundan ibaret, dedi.
Hz Ömer (R.A.) :
_Söyleyecek bir şey yok,
bu suçun cezası idam.
Madem suçunu da kabul ettin, dedi.
Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
_ Efendim bir özrüm var,
diyerek konuşmaya başladı:
_ Ben memleketinde
zengin bir insanım,
babam rahmetli olmadan
bana epey bir altın bıraktı.
Gelirken kardeşim küçük olduğu için
saklamak zorunda kaldım.
Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz
yetimin hakkını zayi ettiğiniz için
Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz,
bana üç gün izin verirseniz
emaneti
kardeşime teslim eder gelirim,
bu üç gün içinde
yerime birini bulurum, der.
Hz. Ömer der ki (R.A.):
_Bu topluluğa yabancı birisin,
senin yerine kim kalır ki?
Sözün burasında genç adam
ortama bir göz atar, der ki:
_Bu zat benim yerime kalır.
O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav)
en iyi arkadaşlarından,
daha yaşarken cennetle müjdelenen
Amr Ibni As' dan başkası değildir.
Hz. Ömer (R.A.) Amr'a dönerek:
_Ey Amr, delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabe:
_Evet, ben kefilim, der
ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda
vakit dolmak üzere
ama gençten bir haber yoktur.
Medine'nin ileri gelenleri
Hz. Ömer' (R.A.) e çıkarak
gencin gelmeyeceği, dolayısıyla
Amr Ibni As'a verilecek
idam yerine
maktulün diyetini vermeyi
teklif ederler,
fakat gençler razı olmaz ve
babamızın kanı yerde kalsın i
stemiyoruz derler.
Hz. Ömer (R.A.)
kendinden beklenen cevabı verir
der ki:
_Bu kefil babam olsa fark etmez
cezayı infaz ederim.
Hz Amr Ibni As ise
tam bir teslimiyet içerisinde
der ki:
_Biz de sözümün arkasındayız.
Bu arada kalabalıkta
bir dalgalanma olur ve
insanların arasından genç görünür.
Hz. Ömer (R.A.)gence dönerek
derki :
_Evladım gelmeme gibi
önemli bir nedenin vardı
neden geldin?
Genç vakurla başını kaldırır ve
(günümüz insani için pek de önemli olmayan):
_'AHDE VEFASIZLIK ETTI' demeyesiniz diye geldim der.
Hz. Ömer (R.A.) başını bu defa çevirir
ve Amr Ibni As'a der ki:
_ Ey Amr,
sen bu delikanlıyı tanımıyorsun,
nasıl oldu onun yerine kefil oldun?.
Amr Ibni As
(Allah kendisinden ebediyyen razı olsun),
vakurla kanımızı donduracak
bir cevap verir:
_Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.
_‘İNSANLIK ÖLDÜ’
dedirtmemek için kabul ettim, der.
Sıra gençlere gelir, derler ki:
_Biz bu davadan vazgeçiyoruz.
Bu sözün üzerine Hz Ömer (R.A.):
_Biraz evvel
babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz.
Ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der.
Gençlerin cevabı da dehşetlidir:
_ ‘MERHAMETLİ İNSAN KALMADI'
DEMEYESINIZ DİYE…
YA RABBİ! !
BİZLERİ DE AHDE VEFA
GÖSTERENLERDEN EYLE..
MERHAMETLİ İNSAN OLMAK
NASİP EYLE..
İNSANLIĞIN KALMADIĞI
BU DEVİRDE
BİZLERİ
İNSAN GİBİ İNSANLARLA
KARŞILAŞTIR YA RABBİ..
SEN HERŞEYE KADİRSİN
BU MUBAREK GÜNLER
HÜRMETİNE
GÜNAHLARIMIZI AFFET..
DUALARIMIZI KABUL ET
YA RABBİ...
BİZLERİ SANA LAYIK KUL,
HABİBİNE LAYIK ÜMMET
EYLE
YA RABBEL ALEMİN...
AMİNN..
zsenturk's special execution | | | | | | | | | |
|
LEYL SURESİ
92- LEYL SURESI
Mekke'de inmiştir. 21 ayettir. Bismillahirrahmanirrahim
1-Andolsun bürürken o geceye,
2-açıldığı zaman o gündüze,
3-erkeği ve dişiyi yaratana ki,
4-sizin çabanız dağınıktır
5-Ama bundan böyle her kim vergi verir korunursa
6-ve en güzeli doğrularca
7-Biz onu en kolayına kolaylayacağız.
8-Her kim de cimrilik eder, kendisini müstağni sayar
9-ve en güzeli yalanlarca;
10-onu da en zor olana hazırlayacağız.
11-Ve yuvarlandığı zaman onu malı kurtaramayacak!
12-Kesinlikle doğru yolu göstermek Bize aittir.
13-Kuskusuz sonu da Bizim önü de Bizim (ahiret de Bizimdir dünya da)!
14-Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ataşe karşı uyardım.
15-Ona ancak en bedbaht olan yaslanır.
16-O ki, yalanlamış ve tersine gitmiştir.
17-O en çok takva sahibi olan ise ondan çok uzaklaştırılacaktır!
18-O ki, malını verir, temizlenir.
19-Ve onda hiç kimsenin mükafat edilecek bir nimeti yoktur.
20-Ancak yüceler yücesi Rabbinin rızasını aramak için verir.
21-Ve mutlaka o hoşnutluğa erecektir.
|