|
|
June 23 Benim bitmez tükenmez ömrüm olsa da ben hiç durmadan CENABI ALLAH’A ibadet ve taat etsem Benim bitmez tükenmez ömrüm olsa da ben hiç durmadan CENABI ALLAH’A ibadet ve taat etsem Benim bitmez tükenmez ömrüm olsa da ben hiç durmadan CENABI ALLAH’A ibadet ve taat etsem
YA RABBİ Bir hadisi kutsinde<Benim kulum bir iyiliği içinden geçirirse ,bir mani sebebiylede niyet ettiği düşüncesini gerçekleştiremezse ; o kulum için o düşüncesinden dolayı bir sevap yazarım.Eğer bir kötülüğü içinden geçirirse ve yapmazsa ona günah yazmam.Eğer o fenalığı,günahı işlerse ona sadece bir günah yazarım.>buyurdun.YA RABBİ MUHAMMED ümmetine bu lütfünden dolayı sana hamd ederiz.
DEVAMI İÇİN TIKLA
February 11 Bize Aşkı Öğret Allah'ım
Biz aşkı unuttuk Allah'ım
Önce İbrahim'e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin
olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim.
Tüm yakınları ve tüm gördükleri,
görmediklerini inkâr eder haldeydi.
Ama sen bırakmadın onu.
Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü.
Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim'in göğüne.
Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün.
O duaydı İbrahim'i yıldızlara mahfuz eyleyen.
O yıldızlardı İbrahim'e güneşi gösteren. Güneş ki İsmail'in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.
Ey İsmail'i İbrahim'in aşkına kanıt eyleyen Rabbim.
İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz.
Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum.
Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim.
Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.
Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen Allah'ım!
Yusuf'u gölge kıl güneşimize.
Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun.
Züleyha'nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver.
Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ,
bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel rüyaları karanlığa
en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum.
Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok Rabbim.
Bize Yusuf'un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.
Yakup eyle bize geceyi Rabbim.
Sabrın ve inancın kesiştiği izdüşümde bize teslimiyetin esrarını ver.
Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et.
Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et Rabbim.
Gizli bir aşk koy gönlümüzün çerağına.
Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum.
Bize öyle bir Yakupluk verki;
bir Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.
Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır Rabbim.
Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn'a.
Tüm harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik.
Ve tüm süruriyetimizle ah minel aşk dedik.
Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.
Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver.
Kınayanların karşısında Musa'nın âsâsı eyle kalbimizi.
Tüm görkemli ihtişamların ve
tüm işkencelerin arasında hepsine karşı koyabilecek bir inanç ver.
Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme Rabbim.
Meryem'e nasip ettiğin suskunluk ile beze sesimizin ehrâmını.
Ve Muhammed.
Aşkı var eylediğin güzellik aynası.
Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan nur halelerinin adı.
Muhammed.
Bize O'nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et Allah'ım.
O ki aşksızlıktan taş kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti.
Bilal'in göğsündeki kayadan dökülen gözyaşlarına şahidiz Yarabbi.
Taif'li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne şahidiz Yarabbi. Şahidiz aşka ve aşkın imanına.
Bize Peygamber'in ayak izlerinden derlenen gül kokularını nasip et.
O'nun muhlis yüzündeki esrarı çiz gözlerimize.
Biz aşkı unuttuk Allah'ım.
Bize sevmeyi öğret.
Tüm kainatı temizleyen bir rahmet yağmuru gibi.
Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi.
Bize aşkı öğret Allah'ım.
Dua edenin, 'Rabbim' demesi, Allah'in 'efendim' demesinin ta kendisidir...
Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tövbe kapısı açıkken ve elinizde bu imkan varken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Dua etmeye imkanınız varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz.” Abdulkadir-i Geylani (K.S)
KARDELEN
Alıntı
Bir gül ekin kalbinize....

|
|
          
Bir gül ekin,
Ama bu sefer kalbinize ekin bu gülü.
*Bir sevda tutun,*
Ama bu sefer kalbinizde tutun sevdanızı.
*Bir hayal kurun,*
*Mutluluk vadisinde, bahçesinde,
sevgi şehrinde,
insanlara huzur saçan, mutluluk yayan,insanların kalbinden hüznü alıp
yerine sevdayı, sevgiyi, aşkı,
ALLAH aşkını
yerleştiren bir yerin hayalini kurun.
*Bunlar hayal ama mutluluk uzakta değil ki
*Aşk, sevda uzakta değil ki
*Kapatın kalbinizi madde âlemine,
açın gönlünüzü mana alemine
çıkın seyahate *
*Ama bu seyahat madden uzak, bahçesinde,
sevda mahallesi, aşk sokağı*
*Namazgâh hanı, seccade döşeğinde gözyaşlarıyla ıslanan seccadenizin üstünde..*
*Ötelere adım atın, Çırpın kanatlarınızı, uçun göklere, varın semalara, tanışın peygamberlerle, uzanın göklere yaklaşın cennete,
girin Sidretül müntehaya,
hani me'va cennetinin yanında, için orada gözyaşlarıyla
doldurduğunuz mana sütünü,
işte bakın sevgiliniz tam karşınızda, sizlerin selamını bekliyor mukabele etmek için.
Şahitler de hazır sizlere tanıklık etmek için. *
*Daha ne beklersiniz işte geldiniz kab-ı kavseyne hadi,
şimdi işte alın seccadenizi,
açın kalbinizi, dökün gözyaşlarınızı, varın sevgilinizin yanına, sevgilinize yalvarın,
yakarın affınızı ve affımızı isteyin.
Sevgililer naziktirler bir şey istendiği zaman geri çevirmezler.
Hadi sunun dualarınızı,
göz pınarlarınızdan ayrılan mana sütünün,
mana alemindeki yükselişinizin yanında
*Daha ne beklersiniz işte sevgili bizleri bekliyor * * Evet, şimdi işte yalvarıyorum ve yalvaracağım *
*Ey benim sevgilim, Rabbim yalnız sana yalvarır ve
yalnız senden dilenirim *
*Şu mübarek günlerin ve sadece senin sevginden ötürü
sana mana kasesini gözyaşlarıyla doldurmaya çalışan âşıklarının
yüzüsuyu hürmetine bizlere
senin sevgini,senin aşkını tatmak
ve bu tatla son nefesimize kadar yaşamak ve Senin aşkınla Senin huzuruna varmak nasip eyle..
    
Ey Sevgili Gelir misin rüyama bir kez göreyim cemalini Engelliyor günahlarım gül yüzünü görmeyi Arzum ahirette cennete seninle girmeyi Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa (s.a.v)
|
|
Alıntı
HZ.HATİCE: Allah'ın Selam Gönderdiği Kadın ....
|
|
HZ.HATİCE: Allah'ın Selam Gönderdiği Kadın Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa. Talebeleri büyük bir dikkatle elini ve dudaklarını izliyorlar. Gördükleri: Dört uzun çizgi. Duydukları: " Biliyor musunuz nedir bunlar?" Çizgiler uçsuz bucaksız bir kara tahtaya dönüşen yeryüzünden gözlerine akıyor. Soru, ellerinden tutup böyle zamanlarda bir ağızdan söyledikleri o tanıdık cümleye götürüyor: " Allah ve Rasûlü'dür en iyi bilen!" Bu teslimiyet cümlesi, kendisinden sonra gelecek bütün cümleleri kucaklamaya hazır olduklarını gösteriyor. Kapılarını sonuna dek açıyorlar yeni bir hakikati karşılamak için. Hakikat bu kez Nebî'nin şu kelimeleriyle yansıyor kalp aynalarına: " Cennetlik kadınların en üstünleri Huveylid'in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fâtıma, Firavun'un zevcesi, Müzâhim'in kızı Asiye ve İmran'ın kızı Meryem'dir.- Allah hepsinden razı olsun."
Allah hepsinden razı. Öyle ki içlerinden birine selam gönderiyor meleğiyle. Cebrail (a,s), bu yüce selamı iletmekle kalmıyor, kendi selamını da yolluyor Hatice'ye. Kalbi duracakmış gibi oluyor Hatice'nin işte o an! Çünkü bu selamla birlikte bir müjde; "İçinde gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennet evi" var. Aslında onun dünyada da bir cennet evi olmuştu. Nasıl olmaz! Son Peygamber'in ilk eşiydi o, yirmi beş yıl, dile kolay! O evde paylaştı hayatı "Emîn" ile "Tâhire"- "Mustafa" ile "Kübrâ". O evde dünyaya geldi Kâsım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Külsûm, Tayyib, Tâhir ve Fâtıma... O evin damında beklendi dönecek kervan Şam'dan. O evden yüründü Hira'ya, o eve dönüldü Hira'dan. O evde titredi vahyin haşyetiyle Peygamber. " Bana neler oluyor Hatice?" dedi, "Endişe ediyorum kendimden!" O evde anlattı Muhammed (sav) Cebrâil (a,s)'in görünmesini. Nasıl üç defa sıktı bedenini, nasıl "Oku!" dedi: "İkra bismi Rabbikellezi Halak!" O evde örttü Hatice, Rasûlü kat kat, o evde serdi teselli sözlerini ruhuna: " Öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü Sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin!" Ve o evden çıktılar birlikte anlamak için olan biteni. Amcaoğlu'nun yanına vardılar Hatice'nin. Varaka b. Nevfel, o bilge yaşlı, İbranice okuyabilen İncil'i ve Tevrat'ı, Hira'da görünenin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söyledi. Sonra iç geçirdi "Keşke genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan sürerken yer alabilseydim yanında!" İşte o an, orada şehâdet getirdi ilk Müslüman. Dönüp eşinin nurlu yüzüne, " Allah'ın elçisi olduğuna şehâdet ederim!" dedi Hatice.
Yeryüzünde sadece üç müslüman var: Son Peygamber, Hz. Hatice ve Hz. Ali. Ne muhteşem bir yalnızlık! Tavaf ediyorlar Kâbe'yi. Sonra yine o eve gidiyorlar devam etmek için kulluklarına. Bir ara vahiy kesiliyor. Dağlarda dolaşıyor Nebî. Kalbi daralıyor üzüntüden. Ara sıra görünüp, " Sen Allah'ın gerçek elçisisin!"diye teselli etmese Cebrâil, bir kuş gibi bırakacak kendini boşluğa. İşte o günlerde en büyük desteği nurlu eşi Hatice annemiz veriyor yine. Zorlukların aşılacağını, darlıkların genişleyeceğini, her şeyin Allah'ın elinde olduğunu söyleyerek merhem sürüyor kalbine. Bir kadının zor günlerde eşinin yanında nasıl durması gerektiğini gelecek zamanların hafızasına kazıyor. Yeryüzünün ilk müslüman evinde malıyla, nefesiyle, canıyla koruyor Muhammed (sav)'i. O (sav)'nun güzel ahlâkını görüp, nasıl aşkla sevdiyse O'nu, nasıl davet ettiyse eşi olmaya, bu güçlü, soylu ve güzel kadın öyle titriyor üzerine aşkla. Nasıl da yorumlamıştı yaşlı bilge, henüz evlenmeden gördüğü rüyayı. Hani güneş Mekke üzerinde dönüp durmuştu da sonunda yavaş yavaş inip girmişti Hatice'nin evine. "Şöhreti cihanı kaplayacak büyük birisiyle evleneceksin!"demişti Varaka. Mekkeli müşriklerin üç yıl süren kuşatmasında, o hep müslümanlarla beraber, o hep güneşinin yanında. Ta ki vakit gelip çizene kadar sınırı ecel.
Hicretten üç yıl önce, üç gün arayla toprağa verdi Son Peygamber siperlerini. İlki amcası Ebû Talib, ikincisi sevgili eşiydi. Gri bir örtünün iki ucundan tutup Mekke'nin üzerine serdi bu iki yolcu. " Hüzün Yılı" konuldu bu gri zamanın adı. Yirmi beş yıl, yani yaşarken Hatice Annemiz, başka bir kadınla evlenmemişti Peygamber. Vefat ettikten sonra da asla unutmadı. Ah Aişe Annemiz kendi ifadesiyle bir ölüyü kıskanmıştı! Bir gün Hz. Hatice'nin kızkardeşi Hâle ziyarete gelmişti de Rasûlün evini, sesi Hz. Hatice'nin sesine benzeten Nebî heyecanlanıp ayağa kalkmış, "Sesin ne kadar benziyor ona!"derken yaşlı kadına, gözleri parlamıştı. Ah Aişe Annemiz! "Allah sana ondan hayırlısını verdi!" demekten alıkoyamamıştı kendini. Sevgili Efendimizin gözleri buğulanmış, validemize şefkatle bakarak şu sözleri mırıldanmıştı: " Ey Aişe! Herkes beni inkâr ettiğinde bana inandı Hatice! Çevremdekiler "Yalan söylüyorsun!" dediklerinde "Doğru söylüyorsun! Asla çekinme!" dedi. İnsanlar köşe bucak saklarken maddi varlıklarını, o servetini önüme döktü, "Emrindedir! İstediğin kadar harcayabilirsin"diyerek. Dünyada bir başıma kaldığım günlerde, "Hepsi geçici bunların, üzülme, zamanla zorlukların yerini kolaylıklar alacak"dedi. Ben Haticeyi güzelliğinden dolayı değil, bunun için unutmuyorum!"
Bir dal parçasıyla çizgiler çekiyor toprağa Son Peygamber. Dikkatle baksalar toprağa Hz. Hatice'yi temsil eden çizginin biraz daha uzun olduğunu görecekler.
A.Ali Ural
Kadın, ya malı için veya güzelliği için, yahut dini için alınır.
Siz dini olanı alınız! Malı için alan, malına kavuşamaz.
Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır."
(HADİS-İ ŞERİF)


http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/ |
|
|
|
AHDE VEFA
|
AHDE VEFA
Hz. Ömer (R.A.)
arkadaşlarıyla sohbet ederken,
huzura üç genç girerler. Derler ki :
_Ey halife,
bu aramızdaki arkadaş bizim
babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa
lütfen yerine getirin.
Bu söz üzerine Hz. Ömer (R.A.)
suçlanan gence dönerek:
_ Söyledikleri doğru mu diye sorar.
Suçlanan genç der ki :
_Evet doğru.
Hz Ömer (R.A.) anlat bakalım,
nasıl oldu ? Diye sorar.
Genç anlatmaya başlar:
_Ben bulunduğum kasabada
hali vakti yerinde olan bir insanım.
Ailemle beraber gezmeye çıktık,
Kader bizi
arkadaşların bulunduğu yere getirdi.
Affedersiniz
hayvanlarımın arasında
bir güzel atım var ki
bir gören bir defa daha bakıyor.
Hayvana ne yaptıysam
bu arkadaşların bahçesinden
meyve koparmasına engel olamadım.
Arkadaşların babası
içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı,
atım oracıkta öldü.
Nefsime bu durum ağır geldi.
Ben de bir taş attım, babası öldü.
Kaçmak istedim fakat
arkadaşlar beni yakaladı,
durum bundan ibaret, dedi.
Hz Ömer (R.A.) :
_Söyleyecek bir şey yok,
bu suçun cezası idam.
Madem suçunu da kabul ettin, dedi.
Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
_ Efendim bir özrüm var,
diyerek konuşmaya başladı:
_ Ben memleketinde
zengin bir insanım,
babam rahmetli olmadan
bana epey bir altın bıraktı.
Gelirken kardeşim küçük olduğu için
saklamak zorunda kaldım.
Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz
yetimin hakkını zayi ettiğiniz için
Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz,
bana üç gün izin verirseniz
emaneti
kardeşime teslim eder gelirim,
bu üç gün içinde
yerime birini bulurum, der.
Hz. Ömer der ki (R.A.):
_Bu topluluğa yabancı birisin,
senin yerine kim kalır ki?
Sözün burasında genç adam
ortama bir göz atar, der ki:
_Bu zat benim yerime kalır.
O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav)
en iyi arkadaşlarından,
daha yaşarken cennetle müjdelenen
Amr Ibni As' dan başkası değildir.
Hz. Ömer (R.A.) Amr'a dönerek:
_Ey Amr, delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabe:
_Evet, ben kefilim, der
ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda
vakit dolmak üzere
ama gençten bir haber yoktur.
Medine'nin ileri gelenleri
Hz. Ömer' (R.A.) e çıkarak
gencin gelmeyeceği, dolayısıyla
Amr Ibni As'a verilecek
idam yerine
maktulün diyetini vermeyi
teklif ederler,
fakat gençler razı olmaz ve
babamızın kanı yerde kalsın i
stemiyoruz derler.
Hz. Ömer (R.A.)
kendinden beklenen cevabı verir
der ki:
_Bu kefil babam olsa fark etmez
cezayı infaz ederim.
Hz Amr Ibni As ise
tam bir teslimiyet içerisinde
der ki:
_Biz de sözümün arkasındayız.
Bu arada kalabalıkta
bir dalgalanma olur ve
insanların arasından genç görünür.
Hz. Ömer (R.A.)gence dönerek
derki :
_Evladım gelmeme gibi
önemli bir nedenin vardı
neden geldin?
Genç vakurla başını kaldırır ve
(günümüz insani için pek de önemli olmayan):
_'AHDE VEFASIZLIK ETTI' demeyesiniz diye geldim der.
Hz. Ömer (R.A.) başını bu defa çevirir
ve Amr Ibni As'a der ki:
_ Ey Amr,
sen bu delikanlıyı tanımıyorsun,
nasıl oldu onun yerine kefil oldun?.
Amr Ibni As
(Allah kendisinden ebediyyen razı olsun),
vakurla kanımızı donduracak
bir cevap verir:
_Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.
_‘İNSANLIK ÖLDÜ’
dedirtmemek için kabul ettim, der.
Sıra gençlere gelir, derler ki:
_Biz bu davadan vazgeçiyoruz.
Bu sözün üzerine Hz Ömer (R.A.):
_Biraz evvel
babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz.
Ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der.
Gençlerin cevabı da dehşetlidir:
_ ‘MERHAMETLİ İNSAN KALMADI'
DEMEYESINIZ DİYE…
YA RABBİ! !
BİZLERİ DE AHDE VEFA
GÖSTERENLERDEN EYLE..
MERHAMETLİ İNSAN OLMAK
NASİP EYLE..
İNSANLIĞIN KALMADIĞI
BU DEVİRDE
BİZLERİ
İNSAN GİBİ İNSANLARLA
KARŞILAŞTIR YA RABBİ..
SEN HERŞEYE KADİRSİN
BU MUBAREK GÜNLER
HÜRMETİNE
GÜNAHLARIMIZI AFFET..
DUALARIMIZI KABUL ET
YA RABBİ...
BİZLERİ SANA LAYIK KUL,
HABİBİNE LAYIK ÜMMET
EYLE
YA RABBEL ALEMİN...
AMİNN..
zsenturk's special execution | | | | | | | | | |
|
LEYL SURESİ
92- LEYL SURESI
Mekke'de inmiştir. 21 ayettir. Bismillahirrahmanirrahim
1-Andolsun bürürken o geceye,
2-açıldığı zaman o gündüze,
3-erkeği ve dişiyi yaratana ki,
4-sizin çabanız dağınıktır
5-Ama bundan böyle her kim vergi verir korunursa
6-ve en güzeli doğrularca
7-Biz onu en kolayına kolaylayacağız.
8-Her kim de cimrilik eder, kendisini müstağni sayar
9-ve en güzeli yalanlarca;
10-onu da en zor olana hazırlayacağız.
11-Ve yuvarlandığı zaman onu malı kurtaramayacak!
12-Kesinlikle doğru yolu göstermek Bize aittir.
13-Kuskusuz sonu da Bizim önü de Bizim (ahiret de Bizimdir dünya da)!
14-Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ataşe karşı uyardım.
15-Ona ancak en bedbaht olan yaslanır.
16-O ki, yalanlamış ve tersine gitmiştir.
17-O en çok takva sahibi olan ise ondan çok uzaklaştırılacaktır!
18-O ki, malını verir, temizlenir.
19-Ve onda hiç kimsenin mükafat edilecek bir nimeti yoktur.
20-Ancak yüceler yücesi Rabbinin rızasını aramak için verir.
21-Ve mutlaka o hoşnutluğa erecektir.
August 11
Sadece 1 tek dilekle gerçek mutluluk elinizde
|
|
Mutluluk size sadece 1 dilek uzaklığında
ALLAH'a ULAŞMAYI DİLEMEK.
Sadece tek bir dilekle hem dünya hem de ahiret saadetine ulaşacaksınız. Bu kadar kolay.
"Allah'ım ben sana yaşarken ulaşmak istiyorum, Allah'ım ben uyanmak istiyorum, Allah'ım hak yolda üzerine nimet verdiklerinin yolunda yürümek istiyorum....."
Allah'ım ben ruhumu sana ölmeden önce ulaştırmayı diliyorum.
Kalpler ancak Allahı zikretmekle mutmain olur |
Neden mutlu değiliz? Neden mutluluğu arıyoruz?
|
|
İnsanın en büyük 2 özelliği mutlu olma çabası ve birşeyin mutlaka kulu olmasıdır.
İnsan, kalbindeki hanif fıtratı gereği daima mutluluğun peşinde koşar. Mutluluğu bulmak için elinden geleni herşeyi yapar. Aşağıdaki örnekler size tanıdık geliyor mu?
- Ah bi üniveristeyi kazansam çok mutlu olucam
- Ah şu okul bitsin iyi bir işe gireyim çok mutlu olucam
- Ah şu çocukla bi evlensem çok mutlu olucam
- Ah şu araba benim olsa ne mutlu olurdum
- Ah bir çocuğum olsa çok mutlu olucam
- Ah bizim oğlan askerliğini bi bitirse çok mutlu olucam
- Ah bizim kız bir evlense çok mutlu olucam
- ......
Ne oldu? Hayat bitti. Mutluluğu yanlış yerde arıyorsunuz. Peki nerede arayacağız?
13 / RAD - 28 : Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah'ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah'ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
Diğer yandan insan mutlaka bir şeyin kuludur. Çünkü yaratılışı bu şekildedir. Makamının, kocasının, sevgilisinin, paranın ........ mutlaka bir şeyin kuludur. Biraz önce saydıklarımız insan bedenlerinden nefs bedenin istekleridir. Nefs bunları ister ve bunları bulunca mutlu olacağını sanır. Hep daha fazlasını ister elde ettikçe bakar ki hala mutlu değil daha fazlasını ister ve bu denklem sonsuza kadar uzar. Asla mutlu olmaz.
45/ CASİYE-23:Hevalarını (nefslerini) kendilerine ilâh edinenleri görmedin mi (habibim), Allah onları bir ilim üzere dalâlette bırakır, onların kalplerindeki sem'i (işitme) hassasını ve kalplerini (kalpteki idrak hassasını) mühürler ve onların kalplerindeki basar (görme) hassasının üzerine gışavet (isimli bir perde) çeker. Öyleyse (artık) Allah’tan sonra kim bu kişiyi hidayete erdirebilir? Halâ düşünmez misiniz?
Yani insan eğer nefsinin kulu olursa karşımıza yukarıdaki tablo çıkar. Halbuki Allah, insanı neden yarattı?
51/ ZARİYAT-56 :Biz insanları ve cinleri başka bir şey için değil bize kul olsunlar diye yarattık.
Sonuç olarak mutluluk ile kulluk arasında direk bir bağlantı bulunmaktadır. Mutluluk, neyin ne kadar kulu olduğumuzla ilgilidir. Peki ne yapacağız hemen ibadetlere mi başlayacağız. HAYIR. Herşey bir dilekle başlar. Önce "Ölmeden önce yani yaşarken Allah'a ulaşmayı dileyeceğiz" Kalpten sıcacık bir dilek. "Ben uyanmak istiyorum, ben Hak'ka ulaşmak istiyorum, Ben Ruhumu ölmeden önce Allah'a ulaştırmak istiyorum" hepsi bu.
Kişinin kalbinde bu talep oluştuğu andan itibaren mucizeler başlar | July 17
Moralin mi bozuk..?
Hz. Adem (a.s) gibi 200 sene tevbe mi ettin..?
Moralin mi bozuk..?
Hz. Ibrahim (a.s) gibi atese mi atildin..?
Moralin mi bozuk..?
Hz. Zekeriyya (a.s) gibi testereyle mi kesildin..?
Moralin mi bozuk..?
Hz. yusuf (a.s) gibi kuyuya mi atildin..?
Moralin mi bozuk..?
Hz.MUHAMMED(s.a.v) gibi taifte taslandin mi..?
Moralin mi bozuk..?
Hz.MUHAMMED (s.a.v) gibi uhudda disin mi kirildi..?
Moralin mi bozuk..?
Hz. Hamza (a.s) gibi burnun kulagin mi kesildi..?
Moralin mi bozuk..?
Ne düsünüyorsunuz , dünyalik isleri mi..?
Silkelenelim, kendimize gelelim.....?
ÜZÜLECEKSEN, NAMAZINI KAZAYA BIRAKTIĞIN İÇİN, TEHECCÜDE KALKAMADIĞIN İÇİN, BİRİNİN KALBİNİ KIRDIĞIN, PAZARTESİ PERŞEMBE ORUCUNU TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLECEKSEN BUGÜN ALLAH İÇİN BİR ŞEY YAPAMADIĞIN İÇİN, ALLAH VE RESULÜ (SAV)'NÜ MEMNUN EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL
FİLİSTİN'DE, ÇEÇENİSTAN, BOSNA HERSEK'TE, IRAK'TA VE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA ZULÜM GÖREN, İŞKENCE EDİLEN, ÖLDÜRÜLEN DİN KARDEŞLERİN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLÜRSEN, BİR FAKİRE YARDIM EDEMEDİĞİN İÇİN, YETİMİN ELİNDEN TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL
ÜZÜLÜRSEN, AFRİKA'DA VE DİĞER ÜLKELERDE BİR LOKMA EKMEK BULAMAYAN, HASTALIKLARLA MÜCADELE EDEN İNSANLAR İÇİN ÜZÜL

June 24
La- Tahzen / Üzülme
Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.
La- Tahzen / Üzülme
- Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol.
La- Tahzen / Üzülme
- İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır. Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!..
La- Tahzen / Üzülme
- Arapların bir sözü vardır; Gerilen ip kopar yani sıkıntılar, üzüntüler üst üste geldikçe ferahlama, rahatlama kapı da demektir. Allah Teala buyuruyor ki Kim ki Allahtan gerçek manada ittika ederse Allah da ona bir çıkış, kurtuluş yolu lütfeder ve ona hiç beklemediği, hesap etmediği yerlerden rızık ihsan eder. - Ahiret inancı, insanlığa huzurlu bir dünya hayatını sağlama yolunda büyük bir güç kazandıran muhteşem bir inanç sistemidir. Bu dünyada malı gasp edilen, zulme uğrayan vs bir şekilde haksızlığa maruz kalan kimse ahirette adaletin yerine geleceği inancıyla kalbi bir sükunete kavuşur.
Ünlü bir Alman filozofun şöyle söylediği rivayet edilir. Dünyadaki hayat oyununun bir ikinci perdesi olduğu muhakkak. Çünkü bu ilk sahnede zalim ve mazlumu görüyor insafı göremiyoruz. Galib ve mağlubu görüyor adaleti göremiyoruz. O halde tüm bu adaletsizliği ortadan kaldıracak bir ikinci hayat mutlaka vardır.
Kıyamet ve ahiretin varlığını zımni itiraf niteliğindeki Alman filozofun bu ifadeleri aklın yolunun bir olduğunu gösteriyor aslında...
Bu dünyada zahiren adaletsizlikmiş gibi görünen haller, zenginlik/fakirlik, hastalık/sağlık, güçlülük/zayıflık gibi ölçülerin birer imtihan vesilesi olduğunu unutmayıp ona göre adımlarını atanlar kazançlı çıkacak olanlardır sakın unutma. Dolayısıyla içinde bulunduğun ortamdan dolayı üzülmeyi bir kenara bırak da imtihanı kazanmaya bak.
İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allaha göre kolaydır. (Teğabun, 64/7, Nahl, 16/30-40).
***
İçebileceğin Suyun, Bir Parça Ekmeğin Varsa Üzülme !
İçebileceğin temiz suyun, seni doyurabilecek kadar bir aşın, üstünü örtecek bir elbisen varsa üzülme! Uzunca bir müddet ıssız bir adada mahzur kalan bir denizciye yaşamış olduğu bu tecrübeden çıkardığı en önemli dersin ne olduğunu sormuşlar. O da şunları söylemiş;
İçebilecek temiz bir su, yetecek kadar aş olduğu sürece asla şikayetçi olunulmayacağını öğrendim.
***
Öfkeyi Terk Et ve Affedici Ol
İstatistiklere göre Çinlilerde strese bağlı kalp rahatsızları oranı oldukça düşükmüş. Bunun en önemli nedenleri arasında Çinlilerin sakin yapılı olmaları gösterilmiştir. Dolayısıyla sende mutlu ve huzurlu bir hayat için olaylara sükunetle yaklaş, her türlü kaygıyı, öfkeyi, şiddeti bir kenara bırakıp affedici ol. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'deki mümin tasvirinde olduğu gibi;
"Onlar ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler.
Not: Bu yazı büyük oranda Dr. Aid Kareni'nin La-Tahzen isimli Arapça eserinden derlenmiştir
A.Yasin DEMİRCİ
|
|
| June 19 ALLAHSIZ MÜSLÜMANLIK
Allah ile beraber yaşanmayan Müslümanlık Allahsız Müslümanlık kandırmacasıdır. Allah ile iletişim kurdurmayan Allah için sevmeyi öğretmeyen bir Müslümanlık insanı geliştiremez insanı mutlu edemez.
Müslümanlık bir külfetler paketi değil bir zevk olmalıdır. Müslümanlık aşk ile yaşanmalıdır. Müslüman dışarıdan bakanı imrendirmelidir. Kişi Müslüman’ım diyorsa kendisini tanıyanlar ona baktıkça bu ne güzel insan demelidir.
Müslüman’ım diyen herkes Müslüman’dır. Fakat aşk ile olmayan bir Müslümanlık zordur, eziyettir, zevksizdir. Dışarıdan bakanı iter. Kimseyi özendirmez. Kimseye bu ne güzel insan dedirtmez. Aşk gelene kadar Müslüman; TAM Müslüman değildir HAM Müslüman’dır.
Aşk gelince kişi Allah’ın sevdiği ve Allah’ı seven kişi olur. Allah’lı Müslümanlık budur.
Allah’lı Müslüman iyiliklerini kendinden bilmez. İyilik yapmışsa unutur. Kötülük yapmışsa unutmaz. Müslümanlığı Allahtan kendisine gelmiş en büyük hediye kabul eder. Müslümanlığı seçmiş olmasını kendi marifeti saymaz.
Allahsız Müslüman ise din adına yaptıklarıyla övünür. İyiliklerini kendi marifeti bilir. Kötülüklerini başkalarına mal eder. Kabahati zamana ve şartlara atar. Kusurlu Müslümanı da Müslüman olmayanı da hor görür.
Allaha aşık olmak istersen aşk oklarının hedefe sıkıldığı yerlerde dolaş.
Allahın yeryüzüne ve göklere çizdiği şaheserlere gönlünü aç
Günün doğuşuna bak
Günün batışına bak
Bulutların yürüyüşünü seyret
Çiçeklerin kokusuyla konuş
Aşk okuyla vurulmak isteyen zırhını çıkarır. Bu zırh dünya sevgisidir.
Dünyayı terk edeceğin bir şeyi seveceğin kadar sev…
İlginç özelliklere sahip otsu bir bitkidir.Lale iriliğindeki ipeksi sarı çiçekleri gün boyu kapalı durur. Güneş battığı anda aniden açılarak şaşırtıcı bir gösteri sunar. Ertesi gün öğlene doğru sönen çiçeklerin ömrü bir gündür. Ancak bol tomurcuk verdiği için problem olmaz. Baharda rozet biçimi etli ve tüylü yaprakların ortasından uzun bir sap çıkarır. Bu sapın üzerinde yaz boyu açacak olan tomurcukları taslak halinde bulunur. 1.5 metre uzayabilir.
Akşam ezanında açmaya başlar ezan bitene kadar çiçek açılmış olur...
Resimler bir akşam ezanı sürecince çekilmiş...




 May 17 Söz, Aşkın Parça Buçuğu
Sözsüz konuşabilmek güzel şey olsa gerektir. Susmak ve anlamak, susarak anlatmak güzel şey. Kelimeler elbette konuşabilmemiz için var. Ama sükûtun bir ihtişamı yok mu sizce de?
Hani iki talebesi bir Allah dostunu ziyarete giderler. Ahir ömründe bize bir sohbet, bir nasihat eder ümidiyle. Otururlar saatlerce, ne bir tek söz, ne bir sohbet. Canı sıkılır iki arkadaşın. Müsaade isteyip kalkarlar. Kapıya geldiklerinde aralarında konuşmaktadırlar, üstadımız niye sohbet etmedi, diyerek. Fısıldaşmaları duyan evin hanımı seslenir arkalarından;
-Yazık size, hiçbir şey duymadınız öyle mi? Oysa o neler anlattı size.
Susarak anlatmak zor şey galiba, susulanları anlatmak zor şey. Hazreti Mevlana talebelerine sohbet ederken, Allah'ı tanıyan susar, der. Talebelerden birisi o günden sonra hiç konuşmaz olur. Günlerce sükût edip oturur kendi halinde. Bu durumu fark eden Mevlana, niye sustuğunu sorar genç adama. Efendim siz demiştiniz ki, Allah'ı tanıyan susar, ben onun için. Güler Mevlana:
-Öyle değil, der, Allah'ı tanıyan Allah'tan gayrısına susar. Onun konuştuğu Allah olur artık, ondan konuşan Allah olur.
Bu meselenin özünü idrak etmek bize uzak belki. Ama daima susup, bakışlarıyla insanların halini bir güzel tanıyanlar anlayacaklar ne demek istediğimizi. Kitaplarda nice içinden çıkılmaz meseleler vardır ki, sözün anlayamayacağını fak edince bir mısra yazarlar: "Tatmayan bilmez." Tatmayan nasıl bilsin ki? Tadanlarda konuşmazlar nedense. "Âşık susarsa, arif konuşursa helak olur." Denmesi bundan olsa gerektir.
Vaktiyle gül kokulu meclislere aşina bir derviş, memleketinden uzaklara gitmek zorunda kalmış. Ruhu beden gurbetinde mahpus olan insan, bir de bedeni ile giderse siz düşünün halini! Ne halden anlayan bir dost, ne kapısını çalabileceği bir yaran, ne aynı dilden konuşabildiği bir yoldaş.
Böyle zamanlarda daha bir özlenir arkada bırakılanlar, daha bir iç yakar muhabbetin iştiyakı.
Derviş, bir gece vakti yalnızlığın ne menem bir şey olduğunu iliklerine kadar duyarak yürürken, yanından geçmekte olduğu evden gelen bir kokuyla sendelemiş. Bir muhabbet, bir neşe, bir tanıdık his. Eve doğru yürümüş. Bahçe kapısından içeri süzülünce kalbinin atışları hızlanmış, muhabbet kokusu bir başka yakmış içini, ayakları bedenini taşıyamaz olmuş, kapının önüne gelip oracıkta boynunu büküp beklemeye koyulmuş. Kapı aralandığında, karşısındaki hiç tanımadığı ama ezelden aşina olduğu kişiye sarılmamak için zor tutmuş kendini. Susmuş ve beklemeye koyulmuş. Tebessüm ederek içeri dönen ev sahibi, elinde ağzına kadar su dolu bir kâse ile geri gelmiş. Bu kez yüzünde bir hüzün, gözlerinde mahcubiyet, dudaklarında sükût.
Kapının önünde mahzun bekleyen derviş başını hafifçe kaldırıp kâseyi görünce, hemen yanı başındaki gülün bir kırmızı yaprağını koparıp, zarafetle bırakmış suyun üstüne. Ne su taşmış, ne de ağırlaşmış kâse gül yaprağıyla. Kâsenin oracığa bırakılmasıyla birbirlerine sarılmış iki ebed dostu.
Bu başka bir lisan galiba. Sadece ehlinin bildiği, ehil olmayanların ise sadece hakkında konuştukları bambaşka bir lisan. Tevekkeli dememiş "Bilen söylemez, söyleyen bilmez." Diyenler.
Susmak zor iş belli ki. Âlemlerin Efendisi "Susan kurtulur" buyurmuşlar. Haydi dilinizi susturmayı başardınız diyelim, ya kalbin susması. Bir de kalp var. Marifet onu susturmakta.
Peki o nasıl olacak? Kalbe sizin iradeniz dışında bir tek hissin bile gelmemesi. "Tatmayan bilmez."
Vesselam.
*******
Satır Arası Hikayeler, Serdar TUNCER
May 16
Gelin hep beraber ağlayalım.. Hakkını veremeden eda edilen namazlarımıza ağlayalım.. Hakkını veremeden eğilip kalkmalarımıza ve bunlara namaz deyişimize ağlayalım…
Aşıkla mâşuk misali ALLAH(c.c.) ile kulun buluşma noktası olan secdelerimizin ve seccadelerimizin hakkını veremeyişimize ağlayalım.. Günde en az beş defa sunulan af piyangosunu kaçırdığımıza ağlayalım.. Her bir namazda bütün günahlarımızdan arınma fırsatını kaçırdığımıza ağlayalım.. Uykunun kollarında gaflet içinde geçen zamanımıza ağlayalım.. Gaflet ile geçirilen ve boşa giden günlerimize ağlayalım.. Her gün onca hadise karşısında ürpermeyen kalplerimize ağlayalım.. Dünyaları yutsa da doymayan nefislerimize bende oluşumuza ağlayalım
Dua edin icabet edeyim diyen Rahman ve Rahim olan Rabbimize karşı dua etmeyişimize ağlayalım.. İsteyin vereyim diyen Rabbimize karşı sanki hakkında vaadinden dönmesi söz konusuymuş gibi, Ona güvensizliği işmam eder tarzda Ondan kamil iman, tam ihlas ve takva istemeyişimize ağlayalım..
Hiç ölmeyecekmiş gibi, toprak altına girmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım.. Kalbim temiz deyip her türlü fecaati işleyip kendimizi avutmamıza ağlayalım..
Evladımızın bizden, bizim de onlardan kaçacağımız günün gelip çattığı zaman keşkelerin hiçbir faydası olmayacağını bu dünyada anlamadan göçüp gideceğimize ağlayalım.. Her gün gözümüzün önüne serip sergilenen onca ibretlik hadiseler karşısında başımızı devekuşu gibi kuma sokup değişmeyen hakikat olan ölümü kendimizden uzak görüşümüze ağlayalım.. Ölenle ölünmez canım deyip üç gün sonra şen-şakrak şarkılar türküler söyleyip gafletle geçen ömrümüze ağlayalım.. Günahı günah bilmeden ve ona tevbe edemeden günahlarımızı yüklenip huzur-u İlahiye gitme tehlikesinden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım.. Dağlar cesametindeki günahlarımızı gördüğümüzde ben bu günahları ne zaman işledim Ya Rab diyeceğimiz o günden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım.. Kuran bize yeter deyip sünnete sırtımızı döndüğümüz güne ağlayalım.. Peygamberlerin bile Efendimiz ( sallALLAHu aleyhi vesellem )e ümmet olmayı isteyeceği o gün bu ümmet-i merhûmeden olamama tehlikesi karşısında halimize ağlayalım.. ALLAH(c.c.) dostlarını tenkit edip, Peygamber Efendimiz ( sallALLAHu aleyhi vesellem )i üzdüğümüz için ağlayalım.. Ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi bütün hayır ve hasenâtımızı bitiren hasedden ve gıybetten kurtulamayışımıza ağlayalım.. Azdıran zenginlik karşısında günümüzü gün edişimize ağlayalım.. Hayırlısı varken hakkımızda hayırsız olanı istemeye devam etme saygısızlığını gösterdiğimiz için ağlayalım.. Veren de alan da belli iken feryâd ü figân edişimize ağlayalım.. Gülün de dikenin de bağın da bahçevanın da sahibi belliyken onlara sahipmiş gibi davranma saygısızlığından dolayı ağlayalım.. Böylesine muhteşem bir saltanat sahibi karşında cüzî irademize bakıp da ulûhiyet işmam eden hallere girmek küstahlında bulunduğuz için ağlayalım.. Cüzî bir ibadetle ebedi cenneti vaad eden Sultanımıza karşı hak iddia etmek kabalığında bulunmamıza ağlayalım.. Yokluktan varlığı çıkaran ve sonra da ebedi bir hayat vaad eden ve onu verecek olan Rabbimize karşı günde birkaç saat ibadet ve hizmet etmekten kaçışımıza ağlayalım.. Altmış yıllık bir hayatta istikamet üzere yaşamaya mukabil 60 trilyon sene bile yanında bir hiç kalan ebedi bir hayatı vaad eden ALLAH(c.c.)ın sözüne itimat etmezmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım.. Bir ayağımız çukura girmişken bile mal mülk peşinde koşmaktan utanmayışımıza ağlayalım.. ALLAH(c.c.) için verin dendiğinde nefsimiz adına verdiğimiz için ağlayalım.. ALLAH(c.c.) var deyip ve fakat sanki yokmuş gibi yaşayışımıza ağlayalım.. Hiç akletmez misiniz, hiç düşünmez misiniz diye ferman eden Kurânın sesine ses vermeyişimize ağlayalım.. ALLAH(c.c.)ım vücudumu o kadar büyüt ki benden başkasına cehennemde yer kalmasın diyenlere mukabil cenneti kendimize cehennemi başkasına layık görüşümüze ve o mübareklere ettiğimiz vefasızlığa ağlayalım… İyi günde unutup kötü günde hatırladığımız Rabbimize gösterdiğimiz vefasızlığımıza ağlayalım.. İyi-kötü, dinli-dinsiz, said-şaki, müslüman, putperest, hristiyan, mecusi, yahudi demeden, hiç ayırt etmeden her gün hepsine nimetlerini bol bol veren Rabbimize karşı kulluğun ifadesi olan namaz, zekât, oruç, sadaka verme, ALLAH(c.c.)ı zikretme, emr-i bi-l maruf gibi ibadetlerde gönülsüz davranışımıza ağlayalım.. Üç kuruş sadaka ile cenneti satın almış gibi bir havaya girişimize ağlayalım.. Şeytanın bizi ALLAH(c.c.), Rahimdir affeder diye diye kandırıp kulluk vazifelerimizi ihmal ettirme tuzağına düşürmesine ağlayalım.. Gelin hep beraber günahlarımıza ağlayalım.. Ağlayalım ağlanacak halimize güldüğümüze.. Kuruyan göz pınarlarımıza, yaşarmayan gözümüze ağlayalım.. Ve ağlayalım ağlayamadığımız için acınacak halimize.. Gelin hep beraber ağlayalım.. Ağlayamıyorsak bile hiç olmazsa GÜLMEKTEN UTANALIM…. İlginç,insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamanı çok bulur ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir...
İlginç, insan eğerki 10 Euro sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur ama 10 Euro ile mağazadan birşey almaya gitse alacak birşey bulamaz...
İlginç, bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna gider ama Cuma namazında hutbenin birkaç dk uzaması hiç de hoşuna gitmez...
İlginç,insan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve kabullenir ama kesin doğru olduğunu bildiği birşeyi inat ederek hemen kabullenmez...
İlginç,insan modayı her an takip eder ama Peygamberimiz (s.a.v) sünnetini moda gibi bilmez veya bilsede ygulamaz...
İlginç,insan camide bir saat ibadet ederek vakit geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez ama televizyona bakarken zaman onun için çabucak geçer...
İlginç,insan namaz kılarken,ibadet esnasında dünyevi konuları düşünmeyi sever ama normalde İslamiyet'i düşünmekten kaçınır...
İlginç,insana bir sureyi veya surenin anlamını okumak zor gelir ama bir romanı okumak onun için kolaydır...
İlginç, insan konserde ilk sıralarda olmak için çaba sarfeder ama camide ilk sıralarda olmak için çaba sarfetmez. Aksine namazın sonunda hemen çıkıp gideyimdiye son sıralarda olmak ister...
İlginç, bir ayet yada hadis ezberlemek insanın zoruna gider ama müzik listesi top 10'da olan şarkıların hepsini ezbere bilir...
İlginç,insan ajandasında bir İslami toplantı için zaman bulamaz ama dünyalık işler için çok zaman bulur.
İlginç,insan İslami konuları dinlemeyi ve anlatmayı zor bulur ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever...
İlginç, insan CENNET'e gitmeyi ister ama hiçbirşey yapmadan...
Sizce de ilginç, değil mi? May 14 HZ. FATIMA(R. ANHA)NIN MEHRİ
HZ. FATIMA(R. ANHA)NIN MEHRİ Resulullah Efendimiz (s.a.v.), kızı Hz. Fatıma 8r.anha)'yı Hz. Ali (k.v.) ile evlendirmeyi murad edince, buyurdu ki:
"Ya Fatıma, mehir olarak 400 dirheme razı olurmusun?" Hz. Fatıma:
"Razı olmam" dedi.Bunun üzerine Cebrail (a.s.) gelip.
"Ey Allah2ın Resulü! Allahü Teala Fatıma'ya Cenneti ve içindekileri mehir olarak verdi."Bu müjde Hz. Fatıma'ya ulaştırılınca, yine:
"Razı olmam" cevabını verdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
"Ey kızım , neye razı olursun?" buyurdular.Hz. Fatıma;
"Senin razı olduğun şeye...Ümmetine şefaat etme nimetine" cevabını verdi.
Bunun üzerine Cebrail (a.s.) elinde yazılı bir kağıt olduğu halde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in huzuruna tekrar geldi ve;
"Ya Fatıma! Babanın ümmeti sana mehir kılındı" müjdesini verdi.
Hz. Fatıma (r. anha) kağıdı eline aldı ve;
"Ya Rab! Kıyamet günü olduğunda bu kağıdı elime alarak, işte benim mehrim diyeceğim" buyurarak Allah'a şükretti.
Hz. Fatıma (r.anha) vefat ettiğinde, kabrine bu kağıtla beraber defnolundu.
April 18
Fatihayı Anlayıp Yaşamak
DR. HALUK NURBAKİ
“Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, onlar ki Felâha erenlerdir” Bakara Sûresi Âyet 5 :
“Siz Fâtiha’yı anlamak, onu yaşamak mı istiyorsunuz?… O halde işte imanın sırrını açıklıyorum… Kur’an’ın Fâtiha ile karşılıklı olan ilk sahifesi bu âyetlerle tamamlanmaktadır. Böylece: Fâtiha’nın hikmet dolu şifre sırrına, bir anlamda imanın tanımıyla eşlik etmektedir. Âdeta Cenab-ı Hakk, Fâtiha’nın muhteşem sırrını açıkladıktan sonra…. “Siz Fâtiha’yı anlamak, onu yaşamak mı istiyorsunuz? O halde işte imanın sırrını açıklıyorum. ÎMAN EDİN, HİDAYET BULUN, FELÂHA KAVUŞUN” buyurmaktadır. O halde Sûre-i Bakara’nın ilk beş âyeti bizi FÂTİHA SIRRINA ULAŞTIRAN, îmanı anlatan hikmetler demetidir. “Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, felâha erenlerdir” Şimdi âyetin hikmetini Fâtiha kpenceresinden seyredelim: Biz Fâtiha’da hangi niyaza sığınıyorduk? “Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden istiane dileriz. Bizi sırât-ı müstakime hidayet eyle…” Bu beşinci âyet nasıl tamamlanıyor? “Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, felâha erenlerdir.” Şu halde bu beş âyet, niyaz ettiğimiz sırât-ı müstakîme geçiş formülünü vermektedir. Âyette çok önemli iki nokta, bizzat âyetin yapısal inceliğidir: a) Hidayet, Allah’ın Rabb sıfatının tecellisidir. b) Hidayet, felâhın (mutlak huzur ve mutluluğun) tek anahtarıdır. HİDAYET: (güzel ve doğruya erişmek) Allah’ın Hadî sıfatının tecellisidir. Hidayet için Allah kuldan bir niyet, bir adım istemektedir. Nitekim ikinci âyette hidayet için ittika şartı istenmektedir. Hidayette RABB sıfatının birinci hikmeti budur. İnsanın hidayeti talep etmesi şarttır. Bu talep ise Allah’a karşı kulluk sorumluluğunu idrak haysiyetidir. Hidayette “RAB” sıfatının tecelli hikmetinin ikinci sırrı ise; HİDAYETİN BİR EĞİTİM, YETİŞME olayı olduğudur. Yani hidayet bir anda kazanılmak yerine kat kat, mertebe mertebe kavuşulan bir nîmettir; BİR NÎMETLER DEMETİDİR. RAB sıfatı ile lütfedilen hidayet, bizim gayret ve ihlâsımızla âhenkli bir hikmettir. İşte Allah bu sırrı anlatmak için: “Onlar Rablerinden hidayet bulanlardır” buyurmuştur. ÂYETİN GETİRDİĞİ BU İNCELİK; KADER HİKMETLERİNDEN CENNETE ULAŞMAYA KADAR PEKÇOK CİDDİ BAHSİN ANAHTARIDIR. Bu edebî kalıp içinde Allah “HİDAYETİ BU RAB SIFATIMLA VERİRİM; İTTİKA’daki ihlâsınız, hidayetin sonsuz merhalelerinin de anahtarıdır.” mesajını veriyor. Allah’ın apaçık gösterdiği istikamet çok nettir: Gaybe îman Namaz İnfâk “Bu üç hikmete sarılın, ben sizi RAB sıfatımla sırât-ı müstakîm’e hidayet ederim” buyuruyor. Sûre-i Bakara’nın bu ilk beş âyeti, İNSAN NEFSİNDEN GELEN HER TÜRLÜ UMURSAMAZLIK, KAYGISIZLIK, TEMBELLİK VE NEMELÂZIMCILIĞA PAYDOS diyor… Eğer hidayet, ona bağlı olarak FELÂHI bulmak istiyorsan: Gaybe îman et, namaz kıl ve her imkanınla infâk et. YOKSA: “KALBİM TEMİZ, BEN GÜNAH İŞLEMİYORUM… İNFÂK NEYMİŞ?.. ” gibi hikayeler İNSANI DALÂLDE BIRAKAN NEFS OYALAMACILIĞINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. NİÇİN NAMAZA DAVET EDİLİRKEN günde beş kez “Haydin felâha” diye çağrılıyoruz?… Bildiğiniz gibi, insan 4 yanı olan bir varlıktır; NEFS, BEDEN, RUH, KALB (GÖNÜL) bu yanlarımızın tümü ile huzurlu olması, âhenkli çalışması mutlak mutluluğu temsil eder ki: BUNA FELÂH deriz. Bu dört unsurumuz acaba normal şartlarda bunların ARIZASIZ, SIKINTISIZ, VE DE ARALARINDA ÂHENKLİ ÇALIŞMALARI, KESİN HUZURU BULMALARI NEYE, NELERE BAĞLIDIR… BEDENİN âhengi için önemli şartların başında streslerden uzak kalma, iyi bir damar ve dolayısıyla kan dolaşımına olan ihtiyaç başta gelir. Eklemlerimizin sağlıklı olması ve de hem hormonal sistemin, hem de organlarımızın aşırılıktan uzak kalması gerekir (alkol, aşırı beslenme vs) Şimdi gaybe îman, namaz ve ona bağlı abdesti düşünün… Bu formülden daha huzur verici, dolayısıyla bedene felâh verici bir formül var mıdır?.. Ve huzur ancak ilâhi hidayetin lütfû değil midir?… RUHUN MUTLULUĞU ve ÂHENGİ İÇİN NE LAZIM? RUH KENDİ YURDUNDAN KOPARILIP, BEDEN KAFESİNE HAPSOLUNMUŞ ÇİLELİ BİR GARİBE BENZER. Ona huzur dolayısıyla felâh ancak dördüncü âyette bildirilen yakîn olma sırrıyle verilebilir ki; bu, İTTİKADAN GELİŞEN HİDAYETLE MÜMKÜNDÜR… NEFSİN, huzur ve mutluluğuna gelince: NEFS sonsuz şüpheler, doymaz ihtiraslar içinde kendi kendisini kahreden, perişan eden, bedeni de bu bâdireye sürükleyen bir zavallıdır. Onun da bir tek huzur ve mutluluk çaresi vardır: Gaybe îman, namaz ve infaktan kurulu hidayet reçetesi. NEFS gaybe îman sırrı içinde şüphelerden kurtulurka, kendini put yapmanın, bundan doğan bunalımlarının tümünden ancak namaz sayesinde kurtulur. Bitmez ihtirasları ise ancak infâk kimyasında erir. Böylece çözümü en zor olan nefsin mutsuzlukları ancak ve ancak hidayet sırrı ile yok olur. BU YÜZDEN NAMAZA ÇAĞRILIRKEN AYNI ZAMANDA FELÂHA ÇAĞRILIRIZ. KALBİN huzur ve felâhına gelince: KALP, güzellikleri sezmek, onları sevmek, onları yaşamak için yaratılmış bir uzvumuzdur. Onun için kalbin huzuru ancak güzelliği seyrederek ve sevgisini dile getirerek sağlanabilir. Kalp, namazla güzelilği seyreder ve infakla sevgisini dile getirebilir. Kalbin bu özelliği, hidayet ve felâha karşı doyulmaz bir yaradılıştadır. Felâhın ve hidayetin yakîn sırrı öyle hudutsuzlaşsın ki;kalb, felâha ersin. Bu ise aşkın, vuslat ve firkatın büyük hikayesini sergiler. Birçok konulara yaklaşmak için, onun zıddını bilmek de bir metoddur. Felâhın tersi hüsrandır. Özellikle felâh yoksa mutlaka az çok hüsran vardır. Şimdi geçmişteki insanlara, yaşayan toplumlara bakınız. Hüsran manzarasından başka ne göreceksiniz? SÛREY-İ ASR’ın yorumunda geniş şekilde anlatıldığı gibi, tüm insanlar hüsrandadır. Oradan bu âyete bağlantı yaparsak: İNANANLAR: Gaybe inananlar SÂLİH AMEL SAHİPLERİ: Namaz kılan ve infâk edenler. HAK ve SABIR TAVSİYE EDENLER: yani özellikle sözleriyle infâk edenler, hüsranda değillerdir; çünkü onlar felâh bulmuşlardır. Felâhın bir khikmeti de insanlara tek istikamet göstererek ilâhi tercihi sergilemektedir. Bu âyet bir anlamda : “EY İNSANOĞLU! YA 1-4′cü ÂYETLERE UYAR FELÂH BULURSUN, YA DA HÜSRANIN PENÇESİNDE PERİŞAN OLURSUN” EMRİDİR. Allah, dünya hayatında bile bir tek hilkat tercihi yapmış: Ya inan infâk et, namaz kıl; ya da hüsranda kalırsın, tercihini getirmiştir. Kalb (gönül) , nefs, ruh: anlattığım gibi zaten mutluluğu, ancak namaz, îman ve infâk üçlüsünde bulur. Bugünün birçok insanın bu kavramlardan (gönül, ruh, nefs) haberdar bile değildir. O zaman bedene bu âyetin ışığı altında bir kez daha göz atalım. Bedenin mutluluk merkezi, 1970 li yıllarda hipotalamusta nörovejetatif bir çekirdek olarak tesbit edilmiştir. Bu merkez tüm duygusal etkileri sinesinde toplar ve tepkilerini hemen yanında bulunan bir çekirdeğe aktarır. Bu çekirdek ise tüm salgı bezlerinin kontrol merkezidir. Çünkü salgı bezlerinin orkestra şefi diye tanınan hipofiz bezi bu çekirdekten yönetilir. Nörövejetatif çekirdekle onun yanındaki bu hormon sistem çekirdeği ikiz kardeşler gibi birbirlerini etkilerler ve temel hayatî fonsiyonların tümüne ait kompüter sistemlere bu çekirdekler tarafından kontrol edilir. Bu çekirdeklerin çok basit ilgileri bile hayatımızı altüst eder: KORKUNCA; işeme ihtiyacı, çarpıntı gelmesi, üzülme, iştah kesilmesi, hasta olmamız gibi. Bu etkiler her zaman bu örneklerdeki kadar basit değidir. Aksine tüm önemli hastalıkların temelinde bu iki çekirdeğin çalışmasındaki bozukluklar vardır. Bunlardan iki önemli örnek, insan sağlığının en mühim meselesidir. a) KALP DAMARI TIKANIKLARI, yani infarktüs: Stress ve üzüntüler, hipotalamustadaki çekirdeği etkiler; bu çekirdek, hormonları kontrol eden çekirdeği olumsuz yönde etkiler. Bunun soncu olumsuz hormonal problemler çıkar ortaya ve de kalp damarları büzülür. b) KANSER RİSKLERİ, Kanserde moral etkilerin en büyük risk olduğunu kabul etmeyen bilim adamı kalmamıştır. Olayın izahı şöyledir: 1- Hipotalamustaki bu çekirdeklerin olumsuz çalışması hipofize, oradan timüs salgı bezine yansır. Timüs, gereği gibi görev göremeyince; kansere karşı tek korunma savaşçılarımız olan lenfositler yeteneksiz kalır ve kanser hücresine yenilir. Çünkü lenfositler kanser hücresini yenme gücünü timüs salgı bezi içindeki eğitimle kazanır. 2- Bu merkeze bağlı ikinci bir kanser riski, yine bu merkezlerin ahenkli çalışmaması sonucu dokulardaki denge; bir anlamda biyolojik sağlık bozulur ve hücreler doku kontrolünden çıkar. 3- Aynı merkezlerin denge bozukluklarına bağlı bir kanser riski de, bu merkezlerdeki bozukluklardan başlayan hormonal kargaşanın lenf damarlarını daraltması olayıdır. Bunun sonucu dokularda yeterince lenfosit kontrolü olmaz ve de kansere karşı risk artar. Hipotalamustaki bu merkezlerin sağlık ve dengeli çalışması, yalnız hastalık açısından deği; tüm yaşantı açısından çok önemlidir. Meselâ, normal olarak çok basit olan DOĞUM OLAYI, korku etkisiyle (behsettiğimiz çekirdeklerdeki olumsuzluk) altüst olur; hem annenin, hem bebeğin hayatını tehlikeye sokar. Kanda besinlerin gereği gibi yanması, sindirim sisteminde besinlerin sindirilmesi hipotalamus çekirdekleriyle kyakından ilgilidir. PEKİ BUNLARIN KONUMUZLA İLGİSİ NE?… çünkü çok iyi biliniyor ki; korku, güvensizlik, nefret, hırs khipotalamusu altüst eder. Yine biliyoruz ki; sevgi, güven duygusu hipotalamusda hayat verici rahatlama yaratır. Bu sonuç, insan biyolojisinin en net yasalarından biridir. ALLAH insanı yaratmış, sonra onun hipotalamusuna BAKARA SÛRESİ’NİN 1-5′nci ÂYETLERİNİN SIRRINI YASA OLARAK PROGRAMLAMIŞTIR. BU HARİKALAR HAKİRASI TESBİT ASLINDA BİR KUR’AN MUCİZESİDİR… Bedensel felâh ancak îman ve infak ile yürüyebilir. Çünkü, îman, korku ve güvensizliği yok eder ve de namazda tüm sistemlere bir mutluluk verir ki; hayatımız biyolojik bir beste gibi âhenkleşir. Evet, her türlü mutluluk ve huzur (felâh) ancak ilâhi bir hidayettir. Allah’ın “RAB” esmasının sırrı içinde müttakîlere yansır. Bu gerçeği tüm yanları ile öğrendik. Ancak, sûre îmanı böyle güzel ve derin tanımladıktan sonra konuyu kesmemiş; îmansızı da 6-7′nci âyetlerde tanımlamıştır. Size daha önce de hatırlattığım gibi, bir konuyu çok iyi kavramak için; mutlaka o konunun negatifini bilmek gerekir. ___________________________________________________ Bakara Sûresi Yorumu Kitabından alınmıştır. Damla Yayınları April 07 Ey problem; Benim büyük bir RABBİM var...

hangimiz bu durumlari yasamadiki? hangimiz eyvah ben nasil cikacam bu isin icinden demediki...
ve hangimiz cirpinislar icinden careler aramadiki...
dosta git arkadasa git sana yapacaklari tek bi yardim olacaktir teselli...
ve teselli oldugunu bildigin bisi sana ne kadar guven huzur verirki?
ama öyle bi dost varki O´NA gittikmi O bize teselli vermez...
aldinmi abdesti kildinmi namazi hele secdeye vardinmi offfffffffff nasil bi huzur RABBIM nasil bi guven nasil bi guzellik anlatilirmiki o anki duygular, kelimeler yetermiki?...
ve namaz bitti yakaris zamani ac elleri iste ne istiyeceksenn...
dusun RABBBIN huzurundasin,O´NUN huzurunda iste ne isteyecksen...
ALLAH (cc) kulum iste vereyim diyo istiyelim ne istiyeceksek...
bize teselli vermeyecek siradan arkadaslar gibi,istedigimizi vercek...
O´NUN varligi zaten caresizliklere care degilmi???
O´NUN varligi zaten huzur guven degilmi???
soruyorum size siradan bi dostun tesellisinimi istersiniz??
yoksa ALLAH (cc) dopdolu bi hayatmi???
hadi o zaman artik eyyyyyyyyyyyy problem benim buyuk RABBIM var deme zamani...
February 12

-
Biz aşkı unuttuk Allah'ım Hatırlatasın diyedir bu yakarış
Önce İbrahim'e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim. Tüm yakınları ve tüm gördükleri, görmediklerini inkâr eder haldeydi. Ama sen bırakmadın onu. Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü. Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim'in göğüne. Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün. O duaydı İbrahim'i yıldızlara mahfuz eyleyen. O yıldızlardı İbrahim'e güneşi gösteren. Güneş ki İsmail'in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.
Ey İsmaili İbrahim;in aşkına kanıt eyleyen Rabbim. İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz. Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum. Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim. Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.
Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen Allah'ım! Yusuf'u gölge kıl güneşimize. Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun. Züleyha'nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver. Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ, bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel rüyaları karanlığa en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum. Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok Rabbim. Bize Yusuf;un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.
Yakup eyle bize geceyi Rabbim. Sabrın ve inancın kesiştiği izdüşümde bize teslimiyetin esrarını ver. Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et. Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et Rabbim. Gizli bir aşk koy gönlümüzün çerağına. Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum. Bize öyle bir Yakupluk verki; bir Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.
Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır Rabbim.Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn'a. Tüm harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik. Ve tüm süruriyetimizle ''ah minel aşk'' dedik. Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.
Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver. Kınayanların karşısında Musa'nın âsâsı eyle kalbimizi. Tüm görkemli ihtişamların ve tüm işkencelerin arasında hepsine karşı koyabilecek bir inanç ver. Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme Rabbim. Meryem'e nasip ettiğin suskunluk ile beze sesimizin ehrâmını.
Ve Muhammed. Aşkı var eylediğin güzellik aynası. Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan nur halelerinin adı. Muhammed.
Bize O'nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et Allah'ım. O ki aşksızlıktan taş kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti. Bilal'in göğsündeki kayadan dökülen gözyaşlarına şahidiz Yarabbi. Taif'li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne şahidiz Yarabbi. Şahidiz aşka ve aşkın imanına.
Bize Peygamber'in ayak izlerinden derlenen gül kokularını nasip et. O;nun muhlis yüzündeki esrarı çiz gözlerimize. Biz aşkı unuttuk Allah'ım. Bize sevmeyi öğret. Tüm kainatı temizleyen bir rahmet yağmuru gibi. Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi. Bize aşkı öğret Allah'ım.
February 11
Kalbin ayarı kaçarsa... Kalbin ayarı kaçarsa namaz insanı terk eder!
Önce azaltır ziyaretlerini…
Ekstraları keser; günde yalnızca beş kez uğrar.
Sonra dörde indiriverir.
Sabahın o sağaltan bereket ikliminden mahrum kalırsınız.
İkindiler meşgaleye takılır, öğleyi de sürükler peşinden.
Akşam nazlı bir gelinin duvağının ardındaki tebessüm gibidir.
Kıymetini bilmez, zaman denen ırmağın akışına karşı müteyakkız olmazsanız, Sonunda o da göstermez olur yüzünü.
Yatsıyı yitirmek geceyi direksiz bırakmaktır.
Sabahı savsaklamanın gündüzü savunmasız bırakması gibidir bu.
Evrenin her an başınıza yıkılabileceğini duyumsarsınız alıp verdiğiniz her nefeste. "Oruçsuz neş'esiz" kalıverirsiniz sonra ortalıkta…
Bindiğiniz dalları kesmekten beter, beslendiğiniz kökleri kurutursunuz.
Namaz terk ederse sizi, sonunda oruç da bırakır.
Önce bir iki delik, sonra kalbura döner kalbiniz...
Namaz – oruç ikilisinin gurbetindeyseniz, reklam vermeye cömert elleriniz, zekat vermeye cimrileşir. Oysa zekat verebilmek dünyanın en büyük bahtiyarlıklarındandır. Bunu hak etmiyorsanız, mahrum bırakılırsınız.
Verebiliyorsanız, hala sevinecek, hala avunacak bir şeyiniz kalmış demektir.
Her an, önceki mevzileri kazanma gücüne kavuşabilir;
Her an oruçla ve namazla ödüllendirilebilirsiniz.
Önce zekat vermenin heyecanı terk eder kişiyi. Heyecanını yitirdiğiniz şeyi hepten yitik sayabilirsiniz.
"İmanın halaveti" yitince geriye kuru şekiller kalır.
Ruhu çoktan uçup gitmiş bir namazın,
içi çoktan boşaltılmış bir orucun,
esprisi kaybolmuş zekatın,
anlamı kaymış haccın, cihadın ve kurbanın faydası mı, zararı mı çok kestirmek güçtür.
Yitiğinin bilincinde olursa insan, onu yeniden arayıp bulmak, yeniden kazanmak için harekete geçebilir.
Ya sahtesiyle değiştirilmiş kopya bir namaza, oruca, zekata, cihada tutunmuşsa bir ömür!
Vah o kişinin haline..! November 20
"Eğer Allah'ın sizi sevip sevmediğini düşünüyorsanız sizi ne ile meşgul ettiğine bakın" Bu hadisin açıklaması şu şekilde; eğer günlük hayatta malayani yani boş işlerle meşgul değilseniz hayatınız O'nun istediği şekilde geçiriyorsanız bilinki Allah sizi seviyordur... Allah sevdiği insanın aklından hiç çıkmaz. Eğer bir insan sürekli Allah'ı düşünüyorsa aklı sürekli Allah'la irtibat halinde ise bu insanın 'Acaba Allah beni seviyor mu?' diye sorması abes olur... 'Madem Allah beni seviyor o halde neden dualarımı kabul etmiyor?' Soğuk algınılığı olan bir insan doktora gitse, doktor onu muayene etse ve hastaya -Senin C vitamini almaya ihtiyacın var sana C vitamini yazıyorum. dese Hastada; -Yok doktor bey bana sen Avitamini yaz. dese doktorun cevabı; -Senin A vitaminine değil C vitaminine ihtiyacın var, senin için yararlı olan bu.. olur... Bu örnekteki gibi insan Allah'tan ısrarla bişeyler ister ama Allah kabul etmez bunun nedeni ya isteğimiz şey bizim için faydalı değildir çünkü biz geleceği göremeyiz ama Allah görür ve istediğimiz şeyin gelecekte bizim için hayırlı olmadığını bilir bu yüzden bizim için faydalı olan duanın kabul olmamasıdır. Ya da Allah duamızı kabul etmiştir ama biz yansımasını hemen göremeyiz doğru zamanın gelmesi gerekir. misal olarak babanızın arabasına bindiniz babanız kontağı çalıştırdı ve siz babanıza -Baba 5. vitese takarmısın? dediniz. Babanız da size; -Tamam oğlum dediğini yapacağım ama 5. vitese geçmeden önce 2'ye 3'e 4'e geçmem lazım 5.vitese geçmemin daha zamanı var.. der...
Eğer bu durumların dışında da dualar kabul olmuyorsa kişi Allah'la arasındaki münasebete baksın eminim hatalarını anlayacaktır...
November 16
ALLAH (CC) Sadece Allah'a ayıracak zamanınız varsa okuyun. Şunu söyleyeyim, neredeyse bu maili silecektim fakat sona geldikçe çok etkilendiğimi hissettim. Bu maili aldığımda düşündüm ki.... Bunun için zamanım yok... Hele de çalışırken. Sonra böyle düşünmenin kesinlikle günümüzde birçok problemin kaynağı olduğunu fark ettim. Siz okuyunca ne hissedeceksiniz? Okuyun ve düşünün bakalım.
'Biz Allah'ı (cc) Cuma günleri mescide sığdırmaya çalışıyoruz. Belki cuma gecesine, çok nadiren kalkılabilirse, yatağın sıcaklığından feragat edilebilirse de Sabah namazlarına....
Ama hastalıklarımız, zayıflıklarımızda, doğal afetlerde, kısaca zorda ve çaresiz kaldığımızda hemen etrafımızda olsun istiyoruz.... ve, hiç şüphesiz, en çok da ölümün hatırlandığı cenazelerde.
Maalesef, biz Allah'tan (cc) bunları beklerken, Allah (cc) için işte, oyunda, hayatımızın neredeyse tamamında yerimiz ve zamanımız yok... Çünkü... Diğer zamanlar işlerimizi kendimiz halledebiliriz düşüncesi hayatımıza girmiş. Ya da açıkça söylersek o zamanlar Allah'a (cc) ihtiyacımız yok. Allah'ın (cc) emir ve yasaklarına itaattir. Karşılıksız alabileceğimiz en iyi hediye namazımızdır, Hem masrafsız ve ödüller de muhteşemdir.
Allah beni affetsin, .... O'nun hayatımda ilk sırada olmaması gerektiğini kabul ettiğim yer ve zamanların varlığından dolayı.
Her zaman O'nun bizim için yaptıklarını daima hatırlayacak zamanlarımız olmalı.
Bu mesajı idrak ettiyseniz paylaşın!!
Evet, ALLAH'ı (cc) çok seviyorum. O benim var olma ve kurtulma kaynağım. Beni her gün ayakta tutuyor. O'ndan başka sığınılacak kapı olmadığını bilmek..
Onsuz hiçbirşeyim…. Diyebiliyormusunuz? Bunun için işte size çok basit bir test. Eğer Allah' ı seviyorsanız ve O'nun sizin için gerçekleştirdiği muhteşem şeylerden utanmıyorsanız....
bunu arkadaşlarınıza iletin. Bunun için zamanınız varmı? Kolay zora karşı.. -Gerçekleri söylemek neden bu kadar zor. Aynı zamanda yalanları söylemek de bu kadar kolay?
-Neden namazda uykuluyuz da bitince aniden uyanıveririz?
-Böyle mesajları paylaşmak varken silmek neden kolayımıza gelir?
Ne gariptir, ALLAH'a (cc) inandığını söyleyip de şeytanın peşinden gitmek .
Ne gariptir, fıkraları çılgınca paylaşırız, mesajlar havalarda uçuşur da iş İslamiyetle ilgili bir mesajın iletilmesine geldiğinde iki defa düşünürüz.
Bu mesajı eğer birilerine gönderirseniz, adres listenizdeki herkese gönderebilecek misiniz? Yoksa ne tepki vereceğini bilmediğinizden ya da emin olmadığınızdan göndermeyecek misiniz?
Allah'ın bizim için ne düşündüğünden çok insanların bizim için ne düşündüğüne önem vermemiz sizin adalet terazinizle ne kadar adil görünüyor? Herşeyden önemlisi ne kadar daha yaşayacağınızı sanıyorsunuz, Ne zaman telafi etmek için harekete geçeceksiniz?'
Orhan AKMAN
University of Selçuk,
Faculty of Veterinary Medicine,
Department of Reproduction & Artificial Insemination,
42075 Selcuklu / Konya
TURKEY
November 14 İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür. Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir. O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır. Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.  Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır. İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun. Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini. İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında. Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında? Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür. Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar. Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur. Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat. Manayı bilmeyenler vav diyemez vav derler.. Buna anlamca vaveyla denir. Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir. Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır. Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri. Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır. Ve ALLAH insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana. “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. ALLAH’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH şüphesiz güçlüdür, hakimdir.” Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir? İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı; “Sabır ve namazla ALLAH’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve ALLAH’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir” Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur. İşte o ayet: “Secde et, yaklaş!” Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu. Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde… alıntı...
<****** type="text/**********"><****** type="text/**********" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
ATAMIZIN SON SÖZLERİ
"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini, en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyet'in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. Bugün, Cumhuriyet'in 15. yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbî şükranlarımı beyan ve ifade ederken, büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.
Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dahilî ve haricî her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve âmade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. "
Mustafa Kemal ATATÜRK
<****** type="text/**********"><****** type="text/**********" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
ATATÜRK DİN VE DİNSİZLİK HAKKINDAKİ YORUMLARI
« ... Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman erkeğin ve Müslüman kadının beraber olarak bilim ve bilgi kazanmasıdır… »
31. 01. 1923, İzmir’de Halk ile Konuşma.
« … Bizim dinimiz en makul ve tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. »
31. 1. 1923 İzmir’de Halk ile Konuşama.
« … İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. Eksiksiz dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa, hakikate tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.… »
07. 02. 1923, Balıkesir’de Halka Konuşma.
« Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini korumalarını emrediyor. »
5. Şubat 1923 Akhisar’da Konuşma.
« Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, bunada öyle inanıyorum… »
29. 10. 1923, Fransız Muhabiri Maurice Pernot’ya Demeç.
« Dini fikir ve inançlara hürmetkâr olmak, öteden beri tabiî ve genel bir anlayıştır. Bunun aksini düşünmek için sebep yoktur. »
11. 12. 1924, Times Muhabirine Cevap.
« Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. »
(1925)
DİNSİZLİK
« … Bence, dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur… » Dinsiz kimse olmaz. Bu genelleme içinde şu din veya bu din demek değildir. Tabiatıyla biz, içine girdiğimiz dinin en çok isabetli ve çok olgun olduğunu biliyoruz ve imanımız da vardır… »
29 Ekim 1938
(ALINTIDIR)
November 08
sen ki; islamin bir sembolü Tessettürünle müminleri sanki Asr-i saadete gönderiyorsun
Hz.Fatima´yi, Hz.Aise´yi hatirlatiyorsun Bedenini bastan asaggiya örten müslüman kıyafetinle igrenc bakislara yasak koyuyorsun
vede örtüye uymayan nice kizlara, kadinlara ilk bakista ders verip, örnek oluyorsun kalbi olmayanlar hor görüyorlar seni ama kalbinde bir hardal tanesi kadar iman bulúnanlar ister istemez sana saygi gösteriyorlar
islamin bir gülüsün sen hic bir zaman inancindan taviz verme ilim ögrenmene mani olacaklar belkide ama, sen aldirma bacim, ahirette alirsin hakkini
sen ki; sayginin sembolü seni gören gözler isildayacak Parmaklar hep seni gösterecek: "iste bu Muhammed´in ümmeti" diye
Cünkü senin yüzünde nur var sen ki; Resulallah´in gülüsün Hic bir insanin gücü yetmez seni soldurmaya sadece gaflet ve delalete düsüp kendi ellerinle basindaki özgürlük sancagini
iste o zaman, kendi ellerinle soldurmus olursun gülünü Ama bunu yapmazsin sen sen mümin bir hatunsun Özledigimiz nursun sen
sen bir annesin en önemlisi islam üzere yetisen cocuklarinin ilk ögretmenisin yani Allah´i, allah sevgisini, hayati ögretensin
sen özledigimiz gülsün Sen islamin gülüsün Tessettürünle igrenc bakislara dikenini batiran bir gülsün  November 06 Beyrutlu alim Nebhani'nin, "Peygamberimizin Mucizeleri" adlı bir kitabıvar. Ba ştan sona Efendimiz (sav) Hazretleri'nin mucizeleri ile mucizeli sözlerinin yer aldığı bu Arapça eserde, kıyamet alametlerini anlatan hadisler de sı ralanmıştır.
Bugün sizlere işte bu kıyamet alametlerini anlatan hadislerin meallerinden bir demet sunmak istiyorum. Sanırım hadis meallerini okuyunca siz de, ibretle düşünüp hayretle tefekkür edeceksiniz. Daha fazla araya girmeden sizi bazı meallerle baş başa bırakıyorum.
1- Kıyametten önce öyle bir devir gelecek ki, dinini koruyan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır!..
2- Kıyamet kopmadan önce dünyada sınırsız zevku safayı sorumsuz kimseler sürecektir.
3- Ahir zamanda ibadet edenlerin çoğu bilgisiz mümin, ibadet etmeyenlerin çoğu da itikatsız bilgin olacaktır.
4- Kıyamet kopmadan önce idareciler çoğalacak, fakat güvenilecek idareci azalacaktır!..
5- Kıyamet kopmadan önce toplumda değeri en az olan müminler olacaktır!..
6- Kıyamet kopmadan önce hayata haram helal tanımazlar hakim olacaktır.
7- Kıyamet kopmadan önce ekonomi her değerin önüne geçecek, okur yazarlık artacak, ancak yalancılık da yaygınlaşacaktır.
8- Kıyamet kopmadan önce emanete ihanet edilecek, zekat vermek azalacak, dinî ilimlere ilgi azalacak, dinî değerler arkaya atılacaktır.
9- Ahir zamanda 'İnsanın köpek büyütmesi, çocuk büyütmesinden daha uygun' diyenler çıkacaktır. O zamanda büyüklere saygı kalkacak, küçüklere şefkat yok olacak, yol kenarlarında uygunsuz haller görülecek, bazı insanlar da koyun postu giymiş kurtlar haline gelecektir.
10- Ayağı çıplak, başı kabak bilgisiz çobanların zenginleşip yüksek binalarda sınırsız bir israf içinde yaşamaya başladıklarını gördüğünüz zaman kıyameti bekleyin.
11- İşler ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.
12- Kıyamet kopmadan önce akrabalık bağı kopacak, yakınlar birbirinden şikayetçi hale gelecek, mal meşru olmayan yollardan kazanılacak, fakir kendi sıkıntısıyla baş başa bırakılacaktır.
13- Kıyamet kopmadan Allah için dostluk azalacaktır.
14- Yirmi kadar insan bir araya geldiği halde içlerinde samimi bir dindar bulunmadığı zaman kıyameti bekleyin.
15- Bir zaman gelecek, harama girmeden geçim sağlamak zorlaşacaktır.
16- Bir zaman gelecek, bazı eş ve çocuklar, aile reisini gücünden fazla harcama yapmaya zorlayacak, haram işleri yapmasına sebep olacaklardır.
17- Bir zaman gelecek ki, dindar insan, dindarlığını toplumdan gizleme ihtiyacı duyacaktır.
18- Benden sonra sabrın çok önem kazanacağı bir devir gelecektir. Öyle günlerde dinine sabırla, sadakatle bağlı kalan kimselere, öncekilere verilenlerden tam elli kat fazla sevap verilecektir!.. Çünkü onların şartlar ı bazen, öncekilerden de ağır olacaktır. Adil-i Mutlak olan Allah, zorluklar ın çokluğu nispetinde de mükafatlarını çoğaltacaktır.
ALINTIDIR November 05 NAMAZI SEVİYORMUSUNUZ? Kendi kendimize şöyle bir düşünüp soralım ve samimi olarak cevap verelim; Bir Müslüman olarak namazı sevebiliyor muyuz? Her zaman için namazı seven bir insan mıyız? Namaz vakti gelse, ezan okunsa, namaz kılsam, canım namaz kılmak istiyor diyor muyuz hiç? Midemizin açlık hissettiği ve bir şeyler yemek istediği gibi günün belirli vakitlerinde namazın açlığını hissedip namaz kılma arzusu geliyor mu içimizden? Karnımız iyice acıktığı zaman yanımızdakilerin konuştuklarını anlamaz duruma gelerek aklımızı yemeğe taktığımız gibi, namaza olan açlığımızdan dolayı da aynı durum meydana geliyor mu, kafamızı namaza taktığımız oluyor mu? Bazen canımız bir şey istediğinden dolayı belirli bir öğün olmadığı halde mutfağa girip bir şeyler atıştırdığımız gibi, farz olan vakitlerin dışında gönlümüz namaz kılmak istiyor mu, durup dururken iki rekât namaz kıldığımız oluyor mu? Sözü uzatmadan söyleyelim; Allah Teala ile beraber olmayı arzu ediyor muyuz? Ezan sesi bizde nasıl bir etki yapıyor, ezanı duyduğumuzda çok müthiş bir müjdeli haber almışçasına gözlerimizin ışığı parıldıyor mu? Ezanın sözlerini tahlil ettiğimiz oluyor mu, tekbirler, tevhidler ve şehadetler kulağımıza ulaştığında ruhumuzun derinliklerine kadar ulaşıyor mu? Biraz sonra Allah Teala ile beraber olacağım, rabbimin huzuruna varıp samimi bir şekilde kendimi Ona arz edeceğim. Onun kelamını Ona okuyacağım ve O da beni dinleyecek. Her taraftan üzerime çullanan ve içerisinde boğulduğum atmosferden kurtulacağım, beni boğmaya çalışan şu karanlıktan sıyrılacağım, hepsini arkama atacağım, beni yaratanın huzuruna varacağım, Onunla yüz yüze geliyor gibi olacağım, Ona halimi arz edeceğim. Şu anda ne kadar mutluyum, ne güzel… Evet, bu ve benzeri duygu ve düşünceler geçiyor mu içimizden? Samimi olarak cevap verelim. Sonra bu düşüncelerimiz bir bir gerçekleşiyor mu? Yani Allah Tealanın huzuruna vardığımızda Onunla gerçekten sağlıklı bir bağlantı kurabiliyor, beraber olabiliyor muyuz? Bunun en önemli belirtisi olarak da Onunla olan bu beraberliğimizi uzatmak istiyor ve uzatıyor muyuz? Kıyamımızı, kıraatimizi, rükûmuzu, secdemizi ve son oturuşumuz, yani her bir rüknü kendi içersinde uzatıyor muyuz? Evet, sırf Allah Teala ile beraberliğimizden dolayı uzatabiliyor muyuz rükünlerimizi, yani namazımızı? _________________
|
|
|
|