|
|
April 18
Fatihayı Anlayıp Yaşamak
DR. HALUK NURBAKİ
“Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, onlar ki Felâha erenlerdir” Bakara Sûresi Âyet 5 :
“Siz Fâtiha’yı anlamak, onu yaşamak mı istiyorsunuz?… O halde işte imanın sırrını açıklıyorum… Kur’an’ın Fâtiha ile karşılıklı olan ilk sahifesi bu âyetlerle tamamlanmaktadır. Böylece: Fâtiha’nın hikmet dolu şifre sırrına, bir anlamda imanın tanımıyla eşlik etmektedir. Âdeta Cenab-ı Hakk, Fâtiha’nın muhteşem sırrını açıkladıktan sonra…. “Siz Fâtiha’yı anlamak, onu yaşamak mı istiyorsunuz? O halde işte imanın sırrını açıklıyorum. ÎMAN EDİN, HİDAYET BULUN, FELÂHA KAVUŞUN” buyurmaktadır. O halde Sûre-i Bakara’nın ilk beş âyeti bizi FÂTİHA SIRRINA ULAŞTIRAN, îmanı anlatan hikmetler demetidir. “Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, felâha erenlerdir” Şimdi âyetin hikmetini Fâtiha kpenceresinden seyredelim: Biz Fâtiha’da hangi niyaza sığınıyorduk? “Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden istiane dileriz. Bizi sırât-ı müstakime hidayet eyle…” Bu beşinci âyet nasıl tamamlanıyor? “Onlar ki: Rablerinden hidayet bulanlar, felâha erenlerdir.” Şu halde bu beş âyet, niyaz ettiğimiz sırât-ı müstakîme geçiş formülünü vermektedir. Âyette çok önemli iki nokta, bizzat âyetin yapısal inceliğidir: a) Hidayet, Allah’ın Rabb sıfatının tecellisidir. b) Hidayet, felâhın (mutlak huzur ve mutluluğun) tek anahtarıdır. HİDAYET: (güzel ve doğruya erişmek) Allah’ın Hadî sıfatının tecellisidir. Hidayet için Allah kuldan bir niyet, bir adım istemektedir. Nitekim ikinci âyette hidayet için ittika şartı istenmektedir. Hidayette RABB sıfatının birinci hikmeti budur. İnsanın hidayeti talep etmesi şarttır. Bu talep ise Allah’a karşı kulluk sorumluluğunu idrak haysiyetidir. Hidayette “RAB” sıfatının tecelli hikmetinin ikinci sırrı ise; HİDAYETİN BİR EĞİTİM, YETİŞME olayı olduğudur. Yani hidayet bir anda kazanılmak yerine kat kat, mertebe mertebe kavuşulan bir nîmettir; BİR NÎMETLER DEMETİDİR. RAB sıfatı ile lütfedilen hidayet, bizim gayret ve ihlâsımızla âhenkli bir hikmettir. İşte Allah bu sırrı anlatmak için: “Onlar Rablerinden hidayet bulanlardır” buyurmuştur. ÂYETİN GETİRDİĞİ BU İNCELİK; KADER HİKMETLERİNDEN CENNETE ULAŞMAYA KADAR PEKÇOK CİDDİ BAHSİN ANAHTARIDIR. Bu edebî kalıp içinde Allah “HİDAYETİ BU RAB SIFATIMLA VERİRİM; İTTİKA’daki ihlâsınız, hidayetin sonsuz merhalelerinin de anahtarıdır.” mesajını veriyor. Allah’ın apaçık gösterdiği istikamet çok nettir: Gaybe îman Namaz İnfâk “Bu üç hikmete sarılın, ben sizi RAB sıfatımla sırât-ı müstakîm’e hidayet ederim” buyuruyor. Sûre-i Bakara’nın bu ilk beş âyeti, İNSAN NEFSİNDEN GELEN HER TÜRLÜ UMURSAMAZLIK, KAYGISIZLIK, TEMBELLİK VE NEMELÂZIMCILIĞA PAYDOS diyor… Eğer hidayet, ona bağlı olarak FELÂHI bulmak istiyorsan: Gaybe îman et, namaz kıl ve her imkanınla infâk et. YOKSA: “KALBİM TEMİZ, BEN GÜNAH İŞLEMİYORUM… İNFÂK NEYMİŞ?.. ” gibi hikayeler İNSANI DALÂLDE BIRAKAN NEFS OYALAMACILIĞINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. NİÇİN NAMAZA DAVET EDİLİRKEN günde beş kez “Haydin felâha” diye çağrılıyoruz?… Bildiğiniz gibi, insan 4 yanı olan bir varlıktır; NEFS, BEDEN, RUH, KALB (GÖNÜL) bu yanlarımızın tümü ile huzurlu olması, âhenkli çalışması mutlak mutluluğu temsil eder ki: BUNA FELÂH deriz. Bu dört unsurumuz acaba normal şartlarda bunların ARIZASIZ, SIKINTISIZ, VE DE ARALARINDA ÂHENKLİ ÇALIŞMALARI, KESİN HUZURU BULMALARI NEYE, NELERE BAĞLIDIR… BEDENİN âhengi için önemli şartların başında streslerden uzak kalma, iyi bir damar ve dolayısıyla kan dolaşımına olan ihtiyaç başta gelir. Eklemlerimizin sağlıklı olması ve de hem hormonal sistemin, hem de organlarımızın aşırılıktan uzak kalması gerekir (alkol, aşırı beslenme vs) Şimdi gaybe îman, namaz ve ona bağlı abdesti düşünün… Bu formülden daha huzur verici, dolayısıyla bedene felâh verici bir formül var mıdır?.. Ve huzur ancak ilâhi hidayetin lütfû değil midir?… RUHUN MUTLULUĞU ve ÂHENGİ İÇİN NE LAZIM? RUH KENDİ YURDUNDAN KOPARILIP, BEDEN KAFESİNE HAPSOLUNMUŞ ÇİLELİ BİR GARİBE BENZER. Ona huzur dolayısıyla felâh ancak dördüncü âyette bildirilen yakîn olma sırrıyle verilebilir ki; bu, İTTİKADAN GELİŞEN HİDAYETLE MÜMKÜNDÜR… NEFSİN, huzur ve mutluluğuna gelince: NEFS sonsuz şüpheler, doymaz ihtiraslar içinde kendi kendisini kahreden, perişan eden, bedeni de bu bâdireye sürükleyen bir zavallıdır. Onun da bir tek huzur ve mutluluk çaresi vardır: Gaybe îman, namaz ve infaktan kurulu hidayet reçetesi. NEFS gaybe îman sırrı içinde şüphelerden kurtulurka, kendini put yapmanın, bundan doğan bunalımlarının tümünden ancak namaz sayesinde kurtulur. Bitmez ihtirasları ise ancak infâk kimyasında erir. Böylece çözümü en zor olan nefsin mutsuzlukları ancak ve ancak hidayet sırrı ile yok olur. BU YÜZDEN NAMAZA ÇAĞRILIRKEN AYNI ZAMANDA FELÂHA ÇAĞRILIRIZ. KALBİN huzur ve felâhına gelince: KALP, güzellikleri sezmek, onları sevmek, onları yaşamak için yaratılmış bir uzvumuzdur. Onun için kalbin huzuru ancak güzelliği seyrederek ve sevgisini dile getirerek sağlanabilir. Kalp, namazla güzelilği seyreder ve infakla sevgisini dile getirebilir. Kalbin bu özelliği, hidayet ve felâha karşı doyulmaz bir yaradılıştadır. Felâhın ve hidayetin yakîn sırrı öyle hudutsuzlaşsın ki;kalb, felâha ersin. Bu ise aşkın, vuslat ve firkatın büyük hikayesini sergiler. Birçok konulara yaklaşmak için, onun zıddını bilmek de bir metoddur. Felâhın tersi hüsrandır. Özellikle felâh yoksa mutlaka az çok hüsran vardır. Şimdi geçmişteki insanlara, yaşayan toplumlara bakınız. Hüsran manzarasından başka ne göreceksiniz? SÛREY-İ ASR’ın yorumunda geniş şekilde anlatıldığı gibi, tüm insanlar hüsrandadır. Oradan bu âyete bağlantı yaparsak: İNANANLAR: Gaybe inananlar SÂLİH AMEL SAHİPLERİ: Namaz kılan ve infâk edenler. HAK ve SABIR TAVSİYE EDENLER: yani özellikle sözleriyle infâk edenler, hüsranda değillerdir; çünkü onlar felâh bulmuşlardır. Felâhın bir khikmeti de insanlara tek istikamet göstererek ilâhi tercihi sergilemektedir. Bu âyet bir anlamda : “EY İNSANOĞLU! YA 1-4′cü ÂYETLERE UYAR FELÂH BULURSUN, YA DA HÜSRANIN PENÇESİNDE PERİŞAN OLURSUN” EMRİDİR. Allah, dünya hayatında bile bir tek hilkat tercihi yapmış: Ya inan infâk et, namaz kıl; ya da hüsranda kalırsın, tercihini getirmiştir. Kalb (gönül) , nefs, ruh: anlattığım gibi zaten mutluluğu, ancak namaz, îman ve infâk üçlüsünde bulur. Bugünün birçok insanın bu kavramlardan (gönül, ruh, nefs) haberdar bile değildir. O zaman bedene bu âyetin ışığı altında bir kez daha göz atalım. Bedenin mutluluk merkezi, 1970 li yıllarda hipotalamusta nörovejetatif bir çekirdek olarak tesbit edilmiştir. Bu merkez tüm duygusal etkileri sinesinde toplar ve tepkilerini hemen yanında bulunan bir çekirdeğe aktarır. Bu çekirdek ise tüm salgı bezlerinin kontrol merkezidir. Çünkü salgı bezlerinin orkestra şefi diye tanınan hipofiz bezi bu çekirdekten yönetilir. Nörövejetatif çekirdekle onun yanındaki bu hormon sistem çekirdeği ikiz kardeşler gibi birbirlerini etkilerler ve temel hayatî fonsiyonların tümüne ait kompüter sistemlere bu çekirdekler tarafından kontrol edilir. Bu çekirdeklerin çok basit ilgileri bile hayatımızı altüst eder: KORKUNCA; işeme ihtiyacı, çarpıntı gelmesi, üzülme, iştah kesilmesi, hasta olmamız gibi. Bu etkiler her zaman bu örneklerdeki kadar basit değidir. Aksine tüm önemli hastalıkların temelinde bu iki çekirdeğin çalışmasındaki bozukluklar vardır. Bunlardan iki önemli örnek, insan sağlığının en mühim meselesidir. a) KALP DAMARI TIKANIKLARI, yani infarktüs: Stress ve üzüntüler, hipotalamustadaki çekirdeği etkiler; bu çekirdek, hormonları kontrol eden çekirdeği olumsuz yönde etkiler. Bunun soncu olumsuz hormonal problemler çıkar ortaya ve de kalp damarları büzülür. b) KANSER RİSKLERİ, Kanserde moral etkilerin en büyük risk olduğunu kabul etmeyen bilim adamı kalmamıştır. Olayın izahı şöyledir: 1- Hipotalamustaki bu çekirdeklerin olumsuz çalışması hipofize, oradan timüs salgı bezine yansır. Timüs, gereği gibi görev göremeyince; kansere karşı tek korunma savaşçılarımız olan lenfositler yeteneksiz kalır ve kanser hücresine yenilir. Çünkü lenfositler kanser hücresini yenme gücünü timüs salgı bezi içindeki eğitimle kazanır. 2- Bu merkeze bağlı ikinci bir kanser riski, yine bu merkezlerin ahenkli çalışmaması sonucu dokulardaki denge; bir anlamda biyolojik sağlık bozulur ve hücreler doku kontrolünden çıkar. 3- Aynı merkezlerin denge bozukluklarına bağlı bir kanser riski de, bu merkezlerdeki bozukluklardan başlayan hormonal kargaşanın lenf damarlarını daraltması olayıdır. Bunun sonucu dokularda yeterince lenfosit kontrolü olmaz ve de kansere karşı risk artar. Hipotalamustaki bu merkezlerin sağlık ve dengeli çalışması, yalnız hastalık açısından deği; tüm yaşantı açısından çok önemlidir. Meselâ, normal olarak çok basit olan DOĞUM OLAYI, korku etkisiyle (behsettiğimiz çekirdeklerdeki olumsuzluk) altüst olur; hem annenin, hem bebeğin hayatını tehlikeye sokar. Kanda besinlerin gereği gibi yanması, sindirim sisteminde besinlerin sindirilmesi hipotalamus çekirdekleriyle kyakından ilgilidir. PEKİ BUNLARIN KONUMUZLA İLGİSİ NE?… çünkü çok iyi biliniyor ki; korku, güvensizlik, nefret, hırs khipotalamusu altüst eder. Yine biliyoruz ki; sevgi, güven duygusu hipotalamusda hayat verici rahatlama yaratır. Bu sonuç, insan biyolojisinin en net yasalarından biridir. ALLAH insanı yaratmış, sonra onun hipotalamusuna BAKARA SÛRESİ’NİN 1-5′nci ÂYETLERİNİN SIRRINI YASA OLARAK PROGRAMLAMIŞTIR. BU HARİKALAR HAKİRASI TESBİT ASLINDA BİR KUR’AN MUCİZESİDİR… Bedensel felâh ancak îman ve infak ile yürüyebilir. Çünkü, îman, korku ve güvensizliği yok eder ve de namazda tüm sistemlere bir mutluluk verir ki; hayatımız biyolojik bir beste gibi âhenkleşir. Evet, her türlü mutluluk ve huzur (felâh) ancak ilâhi bir hidayettir. Allah’ın “RAB” esmasının sırrı içinde müttakîlere yansır. Bu gerçeği tüm yanları ile öğrendik. Ancak, sûre îmanı böyle güzel ve derin tanımladıktan sonra konuyu kesmemiş; îmansızı da 6-7′nci âyetlerde tanımlamıştır. Size daha önce de hatırlattığım gibi, bir konuyu çok iyi kavramak için; mutlaka o konunun negatifini bilmek gerekir. ___________________________________________________ Bakara Sûresi Yorumu Kitabından alınmıştır. Damla Yayınları April 07 Ey problem; Benim büyük bir RABBİM var...

hangimiz bu durumlari yasamadiki? hangimiz eyvah ben nasil cikacam bu isin icinden demediki...
ve hangimiz cirpinislar icinden careler aramadiki...
dosta git arkadasa git sana yapacaklari tek bi yardim olacaktir teselli...
ve teselli oldugunu bildigin bisi sana ne kadar guven huzur verirki?
ama öyle bi dost varki O´NA gittikmi O bize teselli vermez...
aldinmi abdesti kildinmi namazi hele secdeye vardinmi offfffffffff nasil bi huzur RABBIM nasil bi guven nasil bi guzellik anlatilirmiki o anki duygular, kelimeler yetermiki?...
ve namaz bitti yakaris zamani ac elleri iste ne istiyeceksenn...
dusun RABBBIN huzurundasin,O´NUN huzurunda iste ne isteyecksen...
ALLAH (cc) kulum iste vereyim diyo istiyelim ne istiyeceksek...
bize teselli vermeyecek siradan arkadaslar gibi,istedigimizi vercek...
O´NUN varligi zaten caresizliklere care degilmi???
O´NUN varligi zaten huzur guven degilmi???
soruyorum size siradan bi dostun tesellisinimi istersiniz??
yoksa ALLAH (cc) dopdolu bi hayatmi???
hadi o zaman artik eyyyyyyyyyyyy problem benim buyuk RABBIM var deme zamani...
February 12

-
Biz aşkı unuttuk Allah'ım Hatırlatasın diyedir bu yakarış
Önce İbrahim'e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim. Tüm yakınları ve tüm gördükleri, görmediklerini inkâr eder haldeydi. Ama sen bırakmadın onu. Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü. Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim'in göğüne. Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün. O duaydı İbrahim'i yıldızlara mahfuz eyleyen. O yıldızlardı İbrahim'e güneşi gösteren. Güneş ki İsmail'in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.
Ey İsmaili İbrahim;in aşkına kanıt eyleyen Rabbim. İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz. Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum. Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim. Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.
Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen Allah'ım! Yusuf'u gölge kıl güneşimize. Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun. Züleyha'nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver. Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ, bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel rüyaları karanlığa en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum. Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok Rabbim. Bize Yusuf;un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.
Yakup eyle bize geceyi Rabbim. Sabrın ve inancın kesiştiği izdüşümde bize teslimiyetin esrarını ver. Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et. Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et Rabbim. Gizli bir aşk koy gönlümüzün çerağına. Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum. Bize öyle bir Yakupluk verki; bir Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.
Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır Rabbim.Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn'a. Tüm harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik. Ve tüm süruriyetimizle ''ah minel aşk'' dedik. Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.
Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver. Kınayanların karşısında Musa'nın âsâsı eyle kalbimizi. Tüm görkemli ihtişamların ve tüm işkencelerin arasında hepsine karşı koyabilecek bir inanç ver. Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme Rabbim. Meryem'e nasip ettiğin suskunluk ile beze sesimizin ehrâmını.
Ve Muhammed. Aşkı var eylediğin güzellik aynası. Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan nur halelerinin adı. Muhammed.
Bize O'nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et Allah'ım. O ki aşksızlıktan taş kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti. Bilal'in göğsündeki kayadan dökülen gözyaşlarına şahidiz Yarabbi. Taif'li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne şahidiz Yarabbi. Şahidiz aşka ve aşkın imanına.
Bize Peygamber'in ayak izlerinden derlenen gül kokularını nasip et. O;nun muhlis yüzündeki esrarı çiz gözlerimize. Biz aşkı unuttuk Allah'ım. Bize sevmeyi öğret. Tüm kainatı temizleyen bir rahmet yağmuru gibi. Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi. Bize aşkı öğret Allah'ım.
February 11
Kalbin ayarı kaçarsa... Kalbin ayarı kaçarsa namaz insanı terk eder!
Önce azaltır ziyaretlerini…
Ekstraları keser; günde yalnızca beş kez uğrar.
Sonra dörde indiriverir.
Sabahın o sağaltan bereket ikliminden mahrum kalırsınız.
İkindiler meşgaleye takılır, öğleyi de sürükler peşinden.
Akşam nazlı bir gelinin duvağının ardındaki tebessüm gibidir.
Kıymetini bilmez, zaman denen ırmağın akışına karşı müteyakkız olmazsanız, Sonunda o da göstermez olur yüzünü.
Yatsıyı yitirmek geceyi direksiz bırakmaktır.
Sabahı savsaklamanın gündüzü savunmasız bırakması gibidir bu.
Evrenin her an başınıza yıkılabileceğini duyumsarsınız alıp verdiğiniz her nefeste. "Oruçsuz neş'esiz" kalıverirsiniz sonra ortalıkta…
Bindiğiniz dalları kesmekten beter, beslendiğiniz kökleri kurutursunuz.
Namaz terk ederse sizi, sonunda oruç da bırakır.
Önce bir iki delik, sonra kalbura döner kalbiniz...
Namaz – oruç ikilisinin gurbetindeyseniz, reklam vermeye cömert elleriniz, zekat vermeye cimrileşir. Oysa zekat verebilmek dünyanın en büyük bahtiyarlıklarındandır. Bunu hak etmiyorsanız, mahrum bırakılırsınız.
Verebiliyorsanız, hala sevinecek, hala avunacak bir şeyiniz kalmış demektir.
Her an, önceki mevzileri kazanma gücüne kavuşabilir;
Her an oruçla ve namazla ödüllendirilebilirsiniz.
Önce zekat vermenin heyecanı terk eder kişiyi. Heyecanını yitirdiğiniz şeyi hepten yitik sayabilirsiniz.
"İmanın halaveti" yitince geriye kuru şekiller kalır.
Ruhu çoktan uçup gitmiş bir namazın,
içi çoktan boşaltılmış bir orucun,
esprisi kaybolmuş zekatın,
anlamı kaymış haccın, cihadın ve kurbanın faydası mı, zararı mı çok kestirmek güçtür.
Yitiğinin bilincinde olursa insan, onu yeniden arayıp bulmak, yeniden kazanmak için harekete geçebilir.
Ya sahtesiyle değiştirilmiş kopya bir namaza, oruca, zekata, cihada tutunmuşsa bir ömür!
Vah o kişinin haline..! November 20
"Eğer Allah'ın sizi sevip sevmediğini düşünüyorsanız sizi ne ile meşgul ettiğine bakın" Bu hadisin açıklaması şu şekilde; eğer günlük hayatta malayani yani boş işlerle meşgul değilseniz hayatınız O'nun istediği şekilde geçiriyorsanız bilinki Allah sizi seviyordur... Allah sevdiği insanın aklından hiç çıkmaz. Eğer bir insan sürekli Allah'ı düşünüyorsa aklı sürekli Allah'la irtibat halinde ise bu insanın 'Acaba Allah beni seviyor mu?' diye sorması abes olur... 'Madem Allah beni seviyor o halde neden dualarımı kabul etmiyor?' Soğuk algınılığı olan bir insan doktora gitse, doktor onu muayene etse ve hastaya -Senin C vitamini almaya ihtiyacın var sana C vitamini yazıyorum. dese Hastada; -Yok doktor bey bana sen Avitamini yaz. dese doktorun cevabı; -Senin A vitaminine değil C vitaminine ihtiyacın var, senin için yararlı olan bu.. olur... Bu örnekteki gibi insan Allah'tan ısrarla bişeyler ister ama Allah kabul etmez bunun nedeni ya isteğimiz şey bizim için faydalı değildir çünkü biz geleceği göremeyiz ama Allah görür ve istediğimiz şeyin gelecekte bizim için hayırlı olmadığını bilir bu yüzden bizim için faydalı olan duanın kabul olmamasıdır. Ya da Allah duamızı kabul etmiştir ama biz yansımasını hemen göremeyiz doğru zamanın gelmesi gerekir. misal olarak babanızın arabasına bindiniz babanız kontağı çalıştırdı ve siz babanıza -Baba 5. vitese takarmısın? dediniz. Babanız da size; -Tamam oğlum dediğini yapacağım ama 5. vitese geçmeden önce 2'ye 3'e 4'e geçmem lazım 5.vitese geçmemin daha zamanı var.. der...
Eğer bu durumların dışında da dualar kabul olmuyorsa kişi Allah'la arasındaki münasebete baksın eminim hatalarını anlayacaktır...
November 16
ALLAH (CC) Sadece Allah'a ayıracak zamanınız varsa okuyun. Şunu söyleyeyim, neredeyse bu maili silecektim fakat sona geldikçe çok etkilendiğimi hissettim. Bu maili aldığımda düşündüm ki.... Bunun için zamanım yok... Hele de çalışırken. Sonra böyle düşünmenin kesinlikle günümüzde birçok problemin kaynağı olduğunu fark ettim. Siz okuyunca ne hissedeceksiniz? Okuyun ve düşünün bakalım.
'Biz Allah'ı (cc) Cuma günleri mescide sığdırmaya çalışıyoruz. Belki cuma gecesine, çok nadiren kalkılabilirse, yatağın sıcaklığından feragat edilebilirse de Sabah namazlarına....
Ama hastalıklarımız, zayıflıklarımızda, doğal afetlerde, kısaca zorda ve çaresiz kaldığımızda hemen etrafımızda olsun istiyoruz.... ve, hiç şüphesiz, en çok da ölümün hatırlandığı cenazelerde.
Maalesef, biz Allah'tan (cc) bunları beklerken, Allah (cc) için işte, oyunda, hayatımızın neredeyse tamamında yerimiz ve zamanımız yok... Çünkü... Diğer zamanlar işlerimizi kendimiz halledebiliriz düşüncesi hayatımıza girmiş. Ya da açıkça söylersek o zamanlar Allah'a (cc) ihtiyacımız yok. Allah'ın (cc) emir ve yasaklarına itaattir. Karşılıksız alabileceğimiz en iyi hediye namazımızdır, Hem masrafsız ve ödüller de muhteşemdir.
Allah beni affetsin, .... O'nun hayatımda ilk sırada olmaması gerektiğini kabul ettiğim yer ve zamanların varlığından dolayı.
Her zaman O'nun bizim için yaptıklarını daima hatırlayacak zamanlarımız olmalı.
Bu mesajı idrak ettiyseniz paylaşın!!
Evet, ALLAH'ı (cc) çok seviyorum. O benim var olma ve kurtulma kaynağım. Beni her gün ayakta tutuyor. O'ndan başka sığınılacak kapı olmadığını bilmek..
Onsuz hiçbirşeyim…. Diyebiliyormusunuz? Bunun için işte size çok basit bir test. Eğer Allah' ı seviyorsanız ve O'nun sizin için gerçekleştirdiği muhteşem şeylerden utanmıyorsanız....
bunu arkadaşlarınıza iletin. Bunun için zamanınız varmı? Kolay zora karşı.. -Gerçekleri söylemek neden bu kadar zor. Aynı zamanda yalanları söylemek de bu kadar kolay?
-Neden namazda uykuluyuz da bitince aniden uyanıveririz?
-Böyle mesajları paylaşmak varken silmek neden kolayımıza gelir?
Ne gariptir, ALLAH'a (cc) inandığını söyleyip de şeytanın peşinden gitmek .
Ne gariptir, fıkraları çılgınca paylaşırız, mesajlar havalarda uçuşur da iş İslamiyetle ilgili bir mesajın iletilmesine geldiğinde iki defa düşünürüz.
Bu mesajı eğer birilerine gönderirseniz, adres listenizdeki herkese gönderebilecek misiniz? Yoksa ne tepki vereceğini bilmediğinizden ya da emin olmadığınızdan göndermeyecek misiniz?
Allah'ın bizim için ne düşündüğünden çok insanların bizim için ne düşündüğüne önem vermemiz sizin adalet terazinizle ne kadar adil görünüyor? Herşeyden önemlisi ne kadar daha yaşayacağınızı sanıyorsunuz, Ne zaman telafi etmek için harekete geçeceksiniz?'
Orhan AKMAN
University of Selçuk,
Faculty of Veterinary Medicine,
Department of Reproduction & Artificial Insemination,
42075 Selcuklu / Konya
TURKEY
November 14 İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür. Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir. O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır. Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.  Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır. İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun. Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini. İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında. Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında? Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür. Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar. Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur. Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat. Manayı bilmeyenler vav diyemez vav derler.. Buna anlamca vaveyla denir. Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir. Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır. Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri. Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır. Ve ALLAH insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana. “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. ALLAH’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH şüphesiz güçlüdür, hakimdir.” Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir? İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı; “Sabır ve namazla ALLAH’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve ALLAH’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir” Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur. İşte o ayet: “Secde et, yaklaş!” Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu. Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde… alıntı...
<****** type="text/**********"><****** type="text/**********" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
ATAMIZIN SON SÖZLERİ
"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini, en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyet'in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. Bugün, Cumhuriyet'in 15. yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbî şükranlarımı beyan ve ifade ederken, büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.
Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dahilî ve haricî her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve âmade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. "
Mustafa Kemal ATATÜRK
<****** type="text/**********"><****** type="text/**********" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
ATATÜRK DİN VE DİNSİZLİK HAKKINDAKİ YORUMLARI
« ... Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman erkeğin ve Müslüman kadının beraber olarak bilim ve bilgi kazanmasıdır… »
31. 01. 1923, İzmir’de Halk ile Konuşma.
« … Bizim dinimiz en makul ve tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. »
31. 1. 1923 İzmir’de Halk ile Konuşama.
« … İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. Eksiksiz dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa, hakikate tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.… »
07. 02. 1923, Balıkesir’de Halka Konuşma.
« Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini korumalarını emrediyor. »
5. Şubat 1923 Akhisar’da Konuşma.
« Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, bunada öyle inanıyorum… »
29. 10. 1923, Fransız Muhabiri Maurice Pernot’ya Demeç.
« Dini fikir ve inançlara hürmetkâr olmak, öteden beri tabiî ve genel bir anlayıştır. Bunun aksini düşünmek için sebep yoktur. »
11. 12. 1924, Times Muhabirine Cevap.
« Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. »
(1925)
DİNSİZLİK
« … Bence, dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur… » Dinsiz kimse olmaz. Bu genelleme içinde şu din veya bu din demek değildir. Tabiatıyla biz, içine girdiğimiz dinin en çok isabetli ve çok olgun olduğunu biliyoruz ve imanımız da vardır… »
29 Ekim 1938
(ALINTIDIR)
November 08
sen ki; islamin bir sembolü Tessettürünle müminleri sanki Asr-i saadete gönderiyorsun
Hz.Fatima´yi, Hz.Aise´yi hatirlatiyorsun Bedenini bastan asaggiya örten müslüman kıyafetinle igrenc bakislara yasak koyuyorsun
vede örtüye uymayan nice kizlara, kadinlara ilk bakista ders verip, örnek oluyorsun kalbi olmayanlar hor görüyorlar seni ama kalbinde bir hardal tanesi kadar iman bulúnanlar ister istemez sana saygi gösteriyorlar
islamin bir gülüsün sen hic bir zaman inancindan taviz verme ilim ögrenmene mani olacaklar belkide ama, sen aldirma bacim, ahirette alirsin hakkini
sen ki; sayginin sembolü seni gören gözler isildayacak Parmaklar hep seni gösterecek: "iste bu Muhammed´in ümmeti" diye
Cünkü senin yüzünde nur var sen ki; Resulallah´in gülüsün Hic bir insanin gücü yetmez seni soldurmaya sadece gaflet ve delalete düsüp kendi ellerinle basindaki özgürlük sancagini
iste o zaman, kendi ellerinle soldurmus olursun gülünü Ama bunu yapmazsin sen sen mümin bir hatunsun Özledigimiz nursun sen
sen bir annesin en önemlisi islam üzere yetisen cocuklarinin ilk ögretmenisin yani Allah´i, allah sevgisini, hayati ögretensin
sen özledigimiz gülsün Sen islamin gülüsün Tessettürünle igrenc bakislara dikenini batiran bir gülsün  November 06 Beyrutlu alim Nebhani'nin, "Peygamberimizin Mucizeleri" adlı bir kitabıvar. Ba ştan sona Efendimiz (sav) Hazretleri'nin mucizeleri ile mucizeli sözlerinin yer aldığı bu Arapça eserde, kıyamet alametlerini anlatan hadisler de sı ralanmıştır.
Bugün sizlere işte bu kıyamet alametlerini anlatan hadislerin meallerinden bir demet sunmak istiyorum. Sanırım hadis meallerini okuyunca siz de, ibretle düşünüp hayretle tefekkür edeceksiniz. Daha fazla araya girmeden sizi bazı meallerle baş başa bırakıyorum.
1- Kıyametten önce öyle bir devir gelecek ki, dinini koruyan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır!..
2- Kıyamet kopmadan önce dünyada sınırsız zevku safayı sorumsuz kimseler sürecektir.
3- Ahir zamanda ibadet edenlerin çoğu bilgisiz mümin, ibadet etmeyenlerin çoğu da itikatsız bilgin olacaktır.
4- Kıyamet kopmadan önce idareciler çoğalacak, fakat güvenilecek idareci azalacaktır!..
5- Kıyamet kopmadan önce toplumda değeri en az olan müminler olacaktır!..
6- Kıyamet kopmadan önce hayata haram helal tanımazlar hakim olacaktır.
7- Kıyamet kopmadan önce ekonomi her değerin önüne geçecek, okur yazarlık artacak, ancak yalancılık da yaygınlaşacaktır.
8- Kıyamet kopmadan önce emanete ihanet edilecek, zekat vermek azalacak, dinî ilimlere ilgi azalacak, dinî değerler arkaya atılacaktır.
9- Ahir zamanda 'İnsanın köpek büyütmesi, çocuk büyütmesinden daha uygun' diyenler çıkacaktır. O zamanda büyüklere saygı kalkacak, küçüklere şefkat yok olacak, yol kenarlarında uygunsuz haller görülecek, bazı insanlar da koyun postu giymiş kurtlar haline gelecektir.
10- Ayağı çıplak, başı kabak bilgisiz çobanların zenginleşip yüksek binalarda sınırsız bir israf içinde yaşamaya başladıklarını gördüğünüz zaman kıyameti bekleyin.
11- İşler ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.
12- Kıyamet kopmadan önce akrabalık bağı kopacak, yakınlar birbirinden şikayetçi hale gelecek, mal meşru olmayan yollardan kazanılacak, fakir kendi sıkıntısıyla baş başa bırakılacaktır.
13- Kıyamet kopmadan Allah için dostluk azalacaktır.
14- Yirmi kadar insan bir araya geldiği halde içlerinde samimi bir dindar bulunmadığı zaman kıyameti bekleyin.
15- Bir zaman gelecek, harama girmeden geçim sağlamak zorlaşacaktır.
16- Bir zaman gelecek, bazı eş ve çocuklar, aile reisini gücünden fazla harcama yapmaya zorlayacak, haram işleri yapmasına sebep olacaklardır.
17- Bir zaman gelecek ki, dindar insan, dindarlığını toplumdan gizleme ihtiyacı duyacaktır.
18- Benden sonra sabrın çok önem kazanacağı bir devir gelecektir. Öyle günlerde dinine sabırla, sadakatle bağlı kalan kimselere, öncekilere verilenlerden tam elli kat fazla sevap verilecektir!.. Çünkü onların şartlar ı bazen, öncekilerden de ağır olacaktır. Adil-i Mutlak olan Allah, zorluklar ın çokluğu nispetinde de mükafatlarını çoğaltacaktır.
ALINTIDIR
|
|
|